Ana Sayfa Hesabınız Yazı Ekleyin FAN ART FRP - RPG
J.R.R.Tolkien Kitaplar Galeri Biz Kimiz
Üye ol Üye girişi
Yazı aramak istediğiniz
Sitede 40 ziyaretçi, 0 kullanıcı var.
Oturum Aç
Takma isim

Parola

Henüz bir hesabınız yok mu? Yeni bir tane yaratabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yöneticisi, yorum yönetimi ve kendi adınızla yazı girişi gibi imkanlardan faydalanabileceksiniz.

Seçenekler
· Ana Sayfa
· Yazı Gönderin
· İstatistikler
· Bizi Tanıtın
· Forum
· Yükle
· En iyiler
· Linkler
· Hesabınız

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ

J.R.R.Tolkien
Hayatı, eserleri, kronoloji, röportaj, resimler...

Kitaplar
Özetler, kapak örnekleri, incelemeler...

Resim Galerisi
Sanatçılara göre sınıflandırılmış 100'lerce resim...




Önceki Yazılar
Kasım 07, 2012 - 16:17:32
· Bitmemiş Öyküler Çıktı (10)

Kasım 07, 2012 - 16:00:58
· Rohan ve Türk Benzerliği Üzerine (0)

Kasım 07, 2012 - 15:56:46
· Hobbit Fragmanları (0)

Aralık 21, 2011 - 08:18:56
· Hobbit Trailer (0)

Ekim 10, 2011 - 10:09:41
· Orta Dünya Tarihi: Kayıp Yol ve Diğer Yazılar (2) (0)

Haziran 13, 2011 - 10:37:47
· Orta Dünya Tarihi: Kayıp Yol ve Diğer Yazılar (1) (5)

Haziran 13, 2011 - 10:34:53
· Hobbit Vizyon Tarihleri ve Isimleri Açıklandı! (0)

Haziran 13, 2011 - 10:18:39
· Oyun Fikirleri (2)

Aralık 03, 2010 - 08:08:20
· BBC Tolkien röportajı (0)

Kasım 22, 2010 - 11:15:26
· The Hobbit icin Gazete Ilani (2)

Ekim 22, 2010 - 11:31:19
· Hobbit oyuncuları (10)

Ekim 13, 2010 - 09:27:41
· Yüzüklerin Efendisi'nin Sırrı Ne? (2)

Haziran 02, 2010 - 07:54:36
· HOBBİT TEHLİKEDE (4)

Nisan 06, 2010 - 09:13:39
· Muhiddin-i Arabi'nin Eserleriyle Lotr ve Silmirallion'a Bakın (5)

Nisan 06, 2010 - 09:13:33
· Gölgelerin İçinden (0)

Ocak 19, 2010 - 08:58:13
· Born of Hope. LOTR Fan Filmi (11)

Ocak 08, 2010 - 15:45:13
· Hobbit'le İlgili Bazı Sorular (0)

Ocak 08, 2010 - 15:44:59
· Mucizeler Savaşı (6)

Ocak 08, 2010 - 15:44:38
· LOTR Filmlerindeki Sinir Bozucu Sahneler (18)

Eylül 14, 2009 - 10:17:45
· the Hobbit yapımcı ve yönetmeniyle Röportaj (7)


Eski Yazılar

Hikayeler: Alduéren ( KAYIP YILDIZIN IŞIĞI ) IX. BÖLÜM
Yayınlanma tarihi Nisan 23, 2003 - 12:52:43 Gönderen ringmaster

Hikayeler Aldueren göndermiş "KIZGIN KUMLAR ÜLKESİ : AMMAR-I DİYAR



“Kahretsin..Xenon kalk kahretsinn” diye haykırıyordu Elmour Xenon’u yattığı yatakta sarsarken. Xenon uykulu gözlerle baktı Elmour’a “Neler oluyor? Ne oldu?” “Gitmiş.. Bize haber vermeden gitmiş Xenon” “Kim, nereye?” “ Erulain gizlice gitmiş” dedi Elmour hiddetle. “Kıştan önce ayrılan son gemi ile gitmiş. Bir sonraki gemi yok Xenon..Bahara kadar yok!! Bir de not bırakmış” . Xenon duydukları karşısında yerinden fırlamıştı. “Ver şu notu bakayım”

“ Dostlarım, sizlerden özür diliyorum ancak böyle olması en mantıklı yoldu. Beni nelerin beklediğini bilmiyorum ancak sizlere onu bulup döneceğime dair söz veriyorum, çünkü sizlere ve Alduéren’e bir hayat borçluyum. Limandan ayrılan son gemi ile gidiyorum Ammar-ı Diyar’a. Kışın bu limanlara başka gemi yanaşmaz artık. Geri dönün. Sizin yeriniz şu an halkınızın yanıdır. Sizin gibi cesur insanlara şu an çok ihtiyaçları var. Onlardan

ayrılmayın. Işık daima yolunuzu aydınlatsın. Erulain.”

Xenon ne diyeceğini bilemiyordu. Elmour karşısında hızlı soluk alıp veriyor, kıpkırmızı olmuş yüzünden hiddet okunuyordu. Xenon’un gözlerine baktı, ne diyeceğini merak ediyordu. Xenon derin bir iç çekerek “Erulain haklıydı Elmour. Geri dönmekten başka çaremiz yok. Dilerim ki onlara yetişmekte geç kalmamışızdır.” diyerek kararını açıkladı.

“Hey bakııın…Elmour ile Xenon geliyoorrr” diye bağırdı çocuklardan birisi. Onları Velkor, Tendor ve Pragin karşıladı yıkık dökük evlerin arasında. Velkor gülümsüyordu. Dostum diye sarıldı attan inen Xenon’a. “Hoşgeldiniz ancak Alduéren’i göremedim, o nerede” dedi endişeli gözlerle yolun gerisine doğru bakarak. Xenon “Anlatacaklarım var” dedi Velkor’a. Köyden geriye kalan yıkıntıların arasından ilerlerken başlarından geçen hikayeyi anlattılar. “Çok üzgünüm” dedi Velkor. Xenon “Yapabileceğimiz tekşey onlar adına dua etmek, elimizden birtek bu gelir” dedi. Velkor “Şanslıymışsınız. Bizler de henüz hareket etmemiştik. Ama fazla zamanımız kalmadı. Dün gece yine bir grup ellerinde meşaleleriyle geldiler. Şansımız vardı ki köyü çoktan boşaltmıştık. Kayalıklarda konaklamak çok zor oluyor. Yarın sabah yola çıkıyoruz. Doğuya doğru yürüyeceğiz. Fala-annas geçidine. Oradan da Kuzeyillerine geçebiliriz. Yoksa bu dağları aşmak imkansız.” “Tamam” dedi Xenon. “Gereken ne varsa hepbirlikte elimizden geleni yapacağız” dedi. Hepbirlikte kalan son eşyaları yüklemek üzere evlere doğru yöneldiler.





Yaralı kolundaki acıyla ayıldı Alduéren. “Yürüü hadiii” dedi denizci pis dişleriyle sırıtarak. Bir yandan da yaralı kolunu sıkarak yukarı doğru çekiştiriyordu. “Ayağa kalkıp yüyürecek misin yoksa tekmeyi basayım mı” diye bağırdı. Güçlükle ayağa kalktı Alduéren. Yaklaşık 2 ay kadar oldukça zorlu koşullar altında denizde yolculuk etmişti. Gündüzleri kavurucu güneşin altında yarı baygın yatıyor, geceleri soğuk esen meltem ile titreyip üşümemek için diğerlerine sokuluyordu. Elleri yemek yedikleri saattler dışında sürekli olarak bağlıydı. İpler kollarında ve bacaklarında izleri asla geçmeyecek türden yaralar açmışlardı. Yemek olarak kuru birer ekmek ile bir kupa su veriyorlardı. Arada bunların yanında kurutulmuş peynir ve et de verdikleri oluyordu. Alduéren bu yüzden oldukça zayıflamış ve güçten düşmüştü, yarası da iyi bakılmadığından hala tam olarak iyileşmemişti. Başı dönüyordu. Üstü başı paramparçaydı. Bileklerinden sızan kan vücudunda kurumuştu. Yüzü kızgın güneş altında geçirdiği uzun yolculuk sonrası yüzü ve vücudu güneş yanıkları içindeydi. Diğer kölelerle birlikte gemiden ite kaka indirildiler. Yürümekte zorluk çekiyordu. Attığı her adım onu fersahlarca yol katetmişcesine halsiz bırakıyordu. Susuzluktan kurumuş ağzı köpürmeye başlamıştı. Gemiden indiklerinde kıyının kızgın kumları yaktı çıplak ayaklarını. Zorla eski bir at arabasının arkasına bindirdiler. Direnecek gücü yoktu. Arabaya oturdu. Yanındakine yaslandı. Gözlerini kapadı. Limandaki kalabalığın sesini ve kızgın güneşi hissediyordu sadece. Arada sırada esen rüzgar, serinletmekten öte kızgın çöllerin kavurucu havasını üflüyordu sadece. Kısa bir süre yol aldılar palmiyelerin arasından. Çöllerin ortasında bir şehire geldiler. Pazar yerinde durdu araba. Burası büyük kemerli hanların yanyana dizildiği bir sokak gibiydi. Kemerli yapıların balkonları altındaki gölgeliklerde tenteler gerilmiş, tezgahlar kurulmuştu. Türlü kumaşlar, baharatlar, mücevherler, boncuklar, ibrişimler satılıyordu. Bir köşede büyücülerin kullandığı türden kurutulmuş hayvanlar, renkli değişik kokulu tozlar satılıyordu. Daha önce görmediği türden garip hayvanlar vardı kafeslerde. Bu görüntüsüyle az da olsa Limanşehir’i anımsatıyordu. Üzerlerinde beyaz giysiler olan, yüzleri kapalı insanlar dolaşıyordu etraflarında ve garip bir lisanda konuşuyorlardı. Derileri siyahtı. Gözlerini tekrar kapadı. Konuşulanları duyuyor ancak anlamıyordu. Neden buradayım diye düşündü, buralara nasıl geldim diye sızlandı. Ağlamak istedi ama göz yaşları çoktan tükenmişti. Yanlarına yanaşan bir hayvanın böğürtülü sesi Alduéren’in tekrar gözlerini açmasına neden oldu. Boz renkli, kafasında boynuzları olan iri hayvan homurdayarak dizleri üzerine çöktü. Üzerindeki kenarları altın işlemeli kırmızı saten kumaşla kaplı tahtevaranın perdesi aralandı. Gözleri kamaştı bir anda Alduéren’in. Tahtevaran’ın içinden yüzünde üzerinde inci ve renkli taşlarla işlenmiş, çene kısmına doğru indikçe sivrilen altından maske takan bir yüz belirdi. Beyaz kıyafetler içindeydi. Saçları da beyaz bir tül ile çevrelenmişti. Zarif uzun parmağını Alduéren’e doğru uzattı kadın. Onları oraya getiren koca göbekli köle tüccarına dönerek garip bir lisanda birşeyler söyledi. Kızgın güneş altında rom içmekten kıpkırmızı olmuş gözleri parladı tüccarın. Pis dişlerini sırıtarak güldü. Sanırım iyi bir pazarlık olmuştu. Alduéren gücünün tekrar tükendiğini anladı. Oracıkta tekrar kafası öne düşerek bayıldı.





Gözlerini açtığında kubbeli tavandaki işlemeleri gördü ilk Alduéren. Tatlı bir meltem yalıyordu yüzünü. Doğrulduğunda büyük bir odada olduğunu farketti. Taştan sarı duvarlarda kilimler ve boncuklu süsler asılıydı. Sedef kakmalı bir sehpa duruyordu köşede. Etrafında da kenarları altın ibrişim ve püsküllerle işlenmiş olan kadife minderler. Yatmakta olduğu yatak kırmızı saten örtülerle kaplanmıştı. Yerlerde ipek halılar yeralıyordu. Camı olmayan oval biçimli pencereler tahtadan kepenkler ile kapanmıştı. Ayağa fırladı Alduéren “Neredeyim ben…burası neresi”. Koşarak kapıyı açtı. Dışarıda oldukça kuvvetli bir güneş vardı. Kolunu siper etti alnına “Ne kadar sıcak, ne kadar parlak” diye düşündü. Gözlerini ışığa alıştığında bir kulenin terasında buldu kendini. Aşağıya baktığında şehri gördü. Kule o kadar yüksekti ki şehir buradan bir karınca yuvasını andırıyordu. Bir tarafta uzanan çöl ve diğer tarafta görünen deniz tamamlıyordu manzarayı. Paniğe kapıldı. Kaçmak istedi ama ne yöne gideceğini bilmiyordu. Terastan ilerlemeye başladı. Kuleyi dönünce kulenin yükseldiği saraya benzer görkemli yapıyı gördü. Kum rengi taşlardan örülmüştü bina. Bir tepeye ardı ardına dizilmiş kat kat kubbeli evleri andırıyordu. Sanki evler birbiri üzerine inşa edilmişti. Piramite benzer bir görüntüsü vardı. Her biri ayrı birer oda olmalıydı. Pencereleri ovaldi ve cam yoktu. Kemerlerle birbirine bağlanıyordu bu küçük odalar. Mermer sütunları parlıyordu güneş altında. Odaların önlerindeki küçük balkonlar birbirlerine bağlanıyor, aralardaki küçük merdivenlerle bir alttaki odaları birleştiren balkonlara iniyordu. Merdivenleri gördü Alduéren, kuleden aşağıya inen merdivenleri. Tam merdivenlere ulaşacakken parlak bir ışık aldı gözlerini. O kadar parlaktı ki kendini yere attı Alduéren “Durun..durun..” dedi yalvarırcasına ..Çok zayıflamış ve direnecek hali kalmamıştı. Gözlerini araladı yattığı yerden, kafasını kaldırdı ve ışığa doğru baktı. Maskeli kadındı karşısındaki. Altın maskesi üzerindeki inci ve değerli taşlar parlıyordu güneş altında. Yere kadar uzun, bol beyaz bir elbise vardı üzerinde. Saçları açıktı. Kalçalarına kadar uzanan alevkızılı kabarık kıvırcık saçları vardı. Ayakları çıplak, ayak parmakları arasında üzerinde inciler olan altın zincirler dolanıyordu. Arkasında duran bol pantalonlu, bele doladıkları kalın kumaştan kemerleri olan, çıplak vücutlarına birer yelek giymiş siyahi adamlara garip bir lisanda birşey söyledi kadın. Adamlar kenara çekildiler. Kadın Alduéren’e “ Lütfen ayağa kalk ve beni izle” dediğinde çok şaşırmıştı Alduéren. Dilimi biliyor, buraya neden geldiğimi, aslında kim olduğumu anlatabilirim diye sevindi. Maskeli kadın önde yürüyordu. Arkasından giden Alduéren’i iki siyah adam izliyordu. Hepbirlikte kemerli büyük bir kapıdan girerek loş bir odaya girdiler. Oda çok büyüktü. Yerler halılarla kaplıydı. Odanın ortasında mermerden küçük bir fıskiyeli havuz vardı. Girişten ilerleyince küçük bir basamakla bir üste çıkılıyordu. Zarif ahşap bir paravanla ayrılmıştı odanın giriş kısmı ile basamaklı kısım. İçeri girince havuzun etrafına dizilmiş olan üzerlerinde bakır kupa ve ibriklerin olduğu küçük sedef sehpacıklar ve etrafında kenarları altın ibrişimle işlenmiş bordo-lacivert kadifeden minderler göze çarpıyordu. Yüksek tavanı insana huzur veriyordu. Odanın tam ortasında tavanın tam havuzun üstüne gelen kısımda renkli camdan bir kubbe vardı. İçeriye süzülen ışıklar havuzun suyu üzerinde rengarenk yansımalar yapıyor, havuzun suyu dalgalandıkça renkli ışıklar duvarlarda geziniyordu. Belli aralıklarla konulmuş fildişi işlemeli direklere beyaz kristal lambalar asılmıştı. Sağlı sollu büyük pencereler vardı önlerinde ipek örtülerin serili olduğu sedirler uzanıyordu. Alduéren’in hayatında gördüğü en güzel görüntülerden birisiydi bu. Odanın ortasına ilerledi kadın. Deniz tarafına bakan pencerenin önündeki sedire oturmasını söyledi Alduéren’e. İki siyah adama dönerek birşeyler söyledi. Adamlar odadan çıktılar. Alduéren alevsaçlı maskeli kadına bakıyordu heyecanlı gözlerle oturduğu sedirden. Dizleri üzerinde yere eğildi kadın. Alduéren’e doğru baktı. İki eliyle maskesinin kenarını tuttu ve yukarı doğru kaldırmaya başladı. Alduéren’in kalbi heyecandan duracak gibiydi. Maskeyi kaldırdığında kadın Alduéren heyecandan bayılmak üzereydi. Karşısında alev saçlı, bembeyaz tenli, yeşil gözlü bir elf duruyordu. “Ama..ama..” diyebildi. Kadın gülümsedi “Şaşırdın değil mi çocuğum” dedi. “Maskemi beğendin mi” . Alduéren birbiri ardına o kadar çok şaşırtıcı olay yaşamıştı ki ne diyeceğini bilemiyordu. “Buralarda elflere rastlanmaz çocuğum. Maskem bu yüzdendir.” Alduéren birden karşısındaki bu güler yüze güven duyma ihtiyacı hissetti. “Siz..siz kimsiniz, ve burası neresi” “Burası kızgın kumlar ülkesi, Ammar-I Diyar. Şu an kral Vencellas’ın sarayında bulunuyorsun.” Ayağa kalkarak devam etti. “Ben Loreena. Vencellas’ın karısı, Ammar-I Diyar’ın kraliçesi” Alduéren karşısındaki bu asil kadının bir kraliçe olduğunu duyunca ne yapacağını saşırdı vekadının ayaklarına kapanmak istedi “Gerek yok çocuğum, burada biz bizeyiz.” Alduéren ağlamaklı gözlerle “Bana lütfen yardım edin.. Ben buralara ait değilim..” diye ağlamaya başladı. Yüzündeki kirler gözyaşlarıyla çamurlaşmış olduğu halde Loreena eğilip Alduéren’i yanaklarından öptü. “Ağlama çocuğum. Bu yüzden buradasın. Şimdi biraz kendine gel.” Frieda!” diye seslendi. Ahşap paravanın arkasından çıkan kısa boylu, uzun sarı saçlı mavi gözlü kız gülümseyerek baktı Alduéren’e. Bol pempe saten kumaştan bir pantalon vardı ayağında. Üzerinde ise dantel işlemeli beyaz bir gömlek. Uçları sivri ince terlikleri ile çok şirin görünüyordu Frieda. “Bu yandan gelin hanımım” dedi Alduéren’e. Alduéren şaşırmıştı. Tereddüt ederek Loreena’nın gözlerinin içine baktı. Gülümsedi Loreena. “Hadi” dedi. “Güzel bir banyo yap ve üzerindekileri değiştir. Yoksa bu kıyafetlerle Hanadur dilencilerine benziyorsun” dedi gülerek. Odadan çıkarken Alduéren tüm bunların kendi kafasında canlandırdığı bir masal olmaması için dua etti.





İlerledikçe artan soğuk hızlarını kesiyordu. Doğuya doğru yönelmişler, dağların fazla yüksek olmayan yamaçlarından Fala-annas’a doğru yolalıyorladı. 5 köyün insanları birleşmişler büyük bir umutla Kuzeyillerine varmak için yola çıkmışlardı. Yaklaşık 250 kişi kadardılar. 1 aydır yoldaydılar ve gitgide umutları da tükeniyordu. Kayalıkların arasında buldukları kovuklarda geceliyorlar, yanlarında getirdikleri çalı çırpıyı yakıyorlardı. Arazi yönlerini tam kuzeye çevirmedikleri müddetçe doğuya doğru hemen hemen aynı eğimle ilerliyordu ama bastıran soğuk ve kar özellikle kadınlar, çocuklar ve yaşlıların ilerlemesini engelliyordu. Velkor “Daha fazla devam edemeyiz” dedi. “Dayanmamız lazım” dedi Lacthor köyünün yöneticisi Odol . “İleride bildiğim kadarıyla Keltlerden kalan eski bir şato olmalı. Uzun zaman önce adakıtaya ilk yerleşen Keltler güneyin barbar ırklarından korunabilmek için inşaa ettikleri söylenir.” dedi. “En azından oraya varabilirsek birkaç hafta dinlenme fırsatı bulabiliriz” diye devam etti. 1 haftalık yolculuk sonucu geçide giden yol üzerindeki dağların arasında kalmış küçük bir araziye kurulu şatoya ulaştılar. Kar gitgide şiddetlenmiş, kar boyu diz boyuna ulaşmıştı. Elmour ve McElelain gruba yol göstermek için önden gidiyorlardı. Yağan yoğun karın arasından uzaktan güçlükte görünüyordu şato. Elmour “Velkor! Şatoya ulaştık.” diye seslendiğinde büyük bir sevinç aldı herkesi. Aylardan sonra ilk defa kapalı bir mekana giriyorlardı. Şatonun, sağlı sollu iki kulesinden birisi yıkılmıştı. “Hepimize yetecek kadar yer var ancak düzenli yerleşmemiz lazım” diye bağırdı Elmour. İçeriye girmek için sabırsızlanıyordu insanlar. Elmour ve bir grup insan önce içeriye girip etrafı araştırdılar. Geniş bir giriş salonu vardı şatonun. Giriş kapısının sağ ve yol taraftaki duvarlara asılan aynalardan birisi kırıktı. Girişten sağ ve sol tarafa yukarı kata çıkılan merdivenlere giden koridorlar yeralıyor, karşılarındaki dar bir kapıdan daha büyük bir salona çıkılıyordu. Tavanları oldukça yüksek olan bu salonun tavana yakın kısımlarında yanyana küçük pencereler sıralanıyor ve üst katın sahanlığı görünüyordu. Eskimekten kırılmış eşya kalıntılarını temizlediler daha fazla yer açabilmek için. Ve onları büyük salondaki şöminede yanacak biçimde kırdılar. Üst katın tavanlarını destekleyen bazı tomruklar çürümüştü ama kimsenin buna aldırdığı yoktu. Herkes sıcak ve kuru bir battaniye ve yiyebilecekleri bir somun ekmeğin hayalindeydi. Yukarıdan dev bir avize sallanıyordu ama üzerindeki tüm cam fanuslar kırıktı. Herkes ellerindeki kuru battaniyeleri yerlere serdi. Bir kısmı çöken bacanın taşları, şömine içinden temizlendikten sonra ateş yakıldı. İnsanlar aylar sonra kafalarını sokabilecekleri sıcak bir yer bulmuşlardı. Atlar için de durum sevindiriciydi. Hayvanlar giriş salonuna alınmıştı. Açlık ve soğuktan onlar da nasiplerini almışlardı. “Üst katı taşıyan destekler çok sağlam görünmüyor” dedi Elmour. “Gidip bakacağım belki işe yarar birşeyler bulabiliriz ama şimdilik benden başka kimse çıkmayacak yukarı” dedi. Kuru birkaç battaniye ve yastık buldu Elmour. Birkaç paslanmış silah. “Çok uzun zaman önce burası terkedilmiş olmalı” dedi Velkor. Odol yanına geldi Velkor’un. “Evet sevgili Velkor. Sığınma işini hallettik ama yiyecekler ne olacak” dedi. Velkor düşünceli bir biçimde birkaç adım attı. Elmour’u yanına çağırdı sessizce “Elmour. Senden ve diğerlerinden birşey rica edeceğim” “Anladım” dedi Elmour. “Yiyeceğimiz oldukça azaldı oğlum. Bu konuda neler yapabilirsiniz” “Argoth ile konuşayım” dedi Elmour. Elmour, Argoth, McElelain ertesi sabah bulundukları yerden biraz güneye ilerlemeyi kararlaştırdılar. Yamaçlardaki ağaçlıkların arasında birşeyler bulmayı ümid ediyorlardı. Ertesi sabah erkenden yaya olarak yola çıktılar. Avlanmak için fazla malzemeleri yoktu. Sadece Elmour’un taşıdığı eski bir okla yay, Argoth’da bir av bıçağı. McElelain ise aç kurtları savurabilmek için yanmaya hazır bir meşale almıştı yanına. 1-2 saatlik bir mesafeden sonra ağaçlıklar başlamıştı. Şanslıydılar çünkü kar henüz tipiye dönmemişti. Diz boyu karlar arasında korulukta bir müddet ilerlediler. Argoth “Durun” dedi. Durdular. Bir sessizlik oldu. “Kurtlara karşı dikkatli olun. Fazla uzakta değiller ama biz neyin peşindeysek onlar da onun peşindeler” dedi. Elmour gözleriyle tamam anlamına gelen bir işaret yaptı. Tekrar ilerlemeye devam ettiler. Önlerindeki çalıların arkasından bir hışırtı duyuldu. Bir kurt olup olamayacağı konusunda tereddüt ettiler. Argoth “Sessizce ileri” diye fısıldadı. Elmour çalıları araladığında karlar arasında kalmış tek tük otları yemekte olan bir geyik gördü. Argoth tamam anlamında başını salladı. Elmour okunu hazırladı. Elleri titriyordu soğuktan. Ağzından çıkan nefes buhar oluyordu. Kardan ıslanan saçları yeryer kristalleşmişti. Yayını gerdi. Tam nişan aldığı sırada geyiğin yanına bir yavru geyik geldi. “Kahretsin” dedi içinden. Okunu indirmeye hazırlanırken Argoth “Vur hadi onu Elmour” dedi. Elmour tereddüt etti. “Hayır, yapamayacağım” diye fısıldadı Elmour. Argoth “Vur hadi. Yeterli zaman yok. Çabuk indir şunu” dedi. Elmour hayır anlamında kafasını sağa sola salladı. McElelain Elmour’un kulağına eğilerek “Dostum. Neden tereddüt ettiğini anlıyorum ama bizlerden yiyecek bekleyen insanları düşün” dedi. Elmour gözlerini kapadı. Yayı serbest bıraktı. Argoth ve McElelain’in yanından koşarak çalılıkları aştıklarını hissetti. Gözleri hala kapalıydı. Ayağa kalkıp gözlerini açtığında Argoth’un çoktan hayvanı boğazlamakta olduğunu gördü. Gözlerini tekrar kapadı. Yavrusu okun vızıldayarak geçmesinden sonra kaçmıştı. Biraz ilerde bir kayalıkların tepesinde olan biteni seyrediyordu. Elmour genç hayvana dönerek “Üzgünüm dostum. Bunu yapmak zorundaydım” derken elleri ve dudakları soğuktan değil vicdan azabından titriyordu.





































"

 
Oturum Aç
Takma isim

Parola

Henüz bir hesabınız yok mu? Yeni bir tane yaratabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yöneticisi, yorum yönetimi ve kendi adınızla yazı girişi gibi imkanlardan faydalanabileceksiniz.

İlgili Linkler
· Hikayeler Hakkında
· Yayınlayan Editör: ringmaster
· Ana Sayfa


Hikayeler Hakkında en çok okunan :
Gölgelerin İçinden


Yazıcı Dostu Sayfa  Bu Yazıyı bir Arkadaşınıza Gönderin

"Hikayeler: Alduéren ( KAYIP YILDIZIN IŞIĞI ) IX. BÖLÜM" | Oturum Aç/Yeni Hesap Yarat | 13 yorum
Puan
Yorumlar gönderene aittir. İçeriğinden hiçbir şekilde site ve site yönetimi sorumlu tutulamaz.
Re: Alduéren ( KAYIP YILDIZIN IŞIĞI ) IX. BÖLÜM (Puan: 1)
Gönderen rundmc1982 (rundmc1982@yahoo.com) Tarih: Nisan 23, 2003 - 15:58:11
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Merhaba Aldueren

Umarım iyisindir. Hikayen ilerliyor bakalım ve kahramanın için umutlu da. Mekan tasvirlerine bayıldım desem yeridir gerçekten. Bölümün üçtebirini kaplamış ama güzel anlatımın bunu örtmüş. Biraz kısa gibi oldu yani bu bölüm. Tüm bu eleştirel söylevlerimi daha fazla yazman ve göndermen için söylüyorum, bilmiş ol. Hani bir reenkarnasyon olayı vardır ya (inanmam gerçi). Sen önceki hayatında yazarmıydın :)

Neyse kendine iyi bak.


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: Alduéren ( KAYIP YILDIZIN IŞIĞI ) IX. BÖLÜM (Puan: 1)
Gönderen GandaIf (ozgen_ozturk@hotmail.com) Tarih: Nisan 23, 2003 - 18:04:37
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
tüh bu sefer ilk yorumu kaçırdım :)

Ya şu hikayeni kısa tutma bi daha olur mu?
Hatta seni şöyle bilgisayarın başına bağlayalım, yazmaya mahkum ol, sürekli yaz, yaz, yaz...
Biz de okuyalım :))


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: Alduéren ( KAYIP YILDIZIN IŞIĞI ) IX. BÖLÜM (Puan: 1)
Gönderen Aldueren (aldueren@yahoo.co.uk) Tarih: Nisan 24, 2003 - 09:52:32
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Canım arkadaşlarım,
Sitenin update'i biraz geçicince bitirdiğim 10.bölümü de göndereyim, ikisi birden yayınlansın dedim ama, ana..bi baktım ki çoktan 9 yayınlanmış. Evet 9. bölüm biraz "geyik" bir bölüm ama inanın 10'u ve 11'i çok beğeneceksiniz. :)
Sevgilerimle!
Alduéren


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: Alduéren ( KAYIP YILDIZIN IŞIĞI ) IX. BÖLÜM (Puan: 1)
Gönderen enantoiel Tarih: Nisan 24, 2003 - 15:51:00
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
geniş ve harika tasvirlerle AMMAR-I DİYAR'ı tanıdık bu yazında . bana arabistan yarımadasının mistik ve ihtişamlı görüntülerini, saraylarını hatırlattı burası .
hikayenin gidişatına renk kattı AMMAR-I DİYAR
bir elf kraliçesi haaa....
hadi bakalım daha neler olacak :) ;)


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: Alduéren ( KAYIP YILDIZIN IŞIĞI ) IX. BÖLÜM (Puan: 1)
Gönderen enantoiel Tarih: Nisan 27, 2003 - 10:45:41
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
aksine çok değişik bir tat katmış hikayeye
o otantik kıyafetler içinde bir elf hanımı eminim farklı bir güzel görünüyordur :)


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: Alduéren ( KAYIP YILDIZIN IŞIĞI ) IX. BÖLÜM (Puan: 1)
Gönderen Gondorian_Flame Tarih: Nisan 28, 2003 - 09:00:11
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Merhaba Aldueren,
artık klasik haline gelen yazım tekniğin ve anlatımın hakkında yorum yapmıyorum ve doğrudan konu ile ilgili yorumlarıma başlıyorum. Aslında yine ilerisi ile ilgili birşeyler tahmin etmek o kadar zor ki ancak yapabileceğim tek bir öngörü var Loreena Aldueren'in bir elf olduğunu anladı sanırım ve Aldueren'in de öğrenmesi yakındır. Evet gönderdiğin her bölümle harika hikayenin içinde ilerliyor ve daha bir bütünleşiyor hatta yaşıyoruz sanki ancak yeni bölüme kadar izsiziz ve ilerleyemiyoruz:)) o nedenle sabırsızlıkla bekliyoruz.......


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Teşekkürler (Puan: 1)
Gönderen Aldueren (aldueren@yahoo.co.uk) Tarih: Nisan 29, 2003 - 11:15:39
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Arkadaşlarım hepinizi çok öpüyorum,

Şirketimizi taşıdığımızdan bu aralar inanılmaz derecede yoğunum. Akşam 10'larda geliyorum eve.
O yüzden hepinize ayrı ayrı teşekkür edemiyorum.

Görüşmek üzere
Alduéren ( Esra Gülgüner )
Evet..ilk defa ismimi açıkladım :)))


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: Alduéren ( KAYIP YILDIZIN IŞIĞI ) IX. BÖLÜM (Puan: 1)
Gönderen ELENTARY (elentary@mynet.com) Tarih: Nisan 29, 2003 - 16:19:19
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Erulainin elmour ve xenon u bırakıp gitmsine çok sevindim;onlar fazlası ile ayakbağı olurlardı bence..
Ayrıca Selmoria da yalnız kalacaktı...

Ama Ammarı -diyarda bir elf kraliçesi....Bilemiyorum..değişik olmuş...bakalım onun orada ne işi var..açıklarsın herhalde..Şu alduerende çok şanslıymış yani...:))


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Bu site filmin, kitapların, veya yazarın resmi sitesi değildir.Tamamen Türk yüzük dostları tarafından hazırlanan konu odaklı bilgi, haber, düşünce ve materyal paylaşımını amaçlayan bir fan sitesidir.
Sayfada yer alanlar ancak izin alınarak ve kaynak gösterilerek kullanılabilir.
Lord of The Rings - Turkish Fan Site
yuzuklerinefendisi.com / 2001 - 2012