Ana Sayfa Hesabınız Yazı Ekleyin FAN ART FRP - RPG
J.R.R.Tolkien Kitaplar Galeri Biz Kimiz
Üye ol Üye girişi
Yazı aramak istediğiniz
Sitede 43 ziyaretçi, 0 kullanıcı var.
Oturum Aç
Takma isim

Parola

Henüz bir hesabınız yok mu? Yeni bir tane yaratabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yöneticisi, yorum yönetimi ve kendi adınızla yazı girişi gibi imkanlardan faydalanabileceksiniz.

Seçenekler
· Ana Sayfa
· Yazı Gönderin
· İstatistikler
· Bizi Tanıtın
· Forum
· Yükle
· En iyiler
· Linkler
· Hesabınız

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ

J.R.R.Tolkien
Hayatı, eserleri, kronoloji, röportaj, resimler...

Kitaplar
Özetler, kapak örnekleri, incelemeler...

Resim Galerisi
Sanatçılara göre sınıflandırılmış 100'lerce resim...




Önceki Yazılar
Kasım 07, 2012 - 16:17:32
· Bitmemiş Öyküler Çıktı (10)

Kasım 07, 2012 - 16:00:58
· Rohan ve Türk Benzerliği Üzerine (0)

Kasım 07, 2012 - 15:56:46
· Hobbit Fragmanları (0)

Aralık 21, 2011 - 08:18:56
· Hobbit Trailer (0)

Ekim 10, 2011 - 10:09:41
· Orta Dünya Tarihi: Kayıp Yol ve Diğer Yazılar (2) (0)

Haziran 13, 2011 - 10:37:47
· Orta Dünya Tarihi: Kayıp Yol ve Diğer Yazılar (1) (5)

Haziran 13, 2011 - 10:34:53
· Hobbit Vizyon Tarihleri ve Isimleri Açıklandı! (0)

Haziran 13, 2011 - 10:18:39
· Oyun Fikirleri (2)

Aralık 03, 2010 - 08:08:20
· BBC Tolkien röportajı (0)

Kasım 22, 2010 - 11:15:26
· The Hobbit icin Gazete Ilani (2)

Ekim 22, 2010 - 11:31:19
· Hobbit oyuncuları (10)

Ekim 13, 2010 - 09:27:41
· Yüzüklerin Efendisi'nin Sırrı Ne? (2)

Haziran 02, 2010 - 07:54:36
· HOBBİT TEHLİKEDE (4)

Nisan 06, 2010 - 09:13:39
· Muhiddin-i Arabi'nin Eserleriyle Lotr ve Silmirallion'a Bakın (5)

Nisan 06, 2010 - 09:13:33
· Gölgelerin İçinden (0)

Ocak 19, 2010 - 08:58:13
· Born of Hope. LOTR Fan Filmi (11)

Ocak 08, 2010 - 15:45:13
· Hobbit'le İlgili Bazı Sorular (0)

Ocak 08, 2010 - 15:44:59
· Mucizeler Savaşı (6)

Ocak 08, 2010 - 15:44:38
· LOTR Filmlerindeki Sinir Bozucu Sahneler (18)

Eylül 14, 2009 - 10:17:45
· the Hobbit yapımcı ve yönetmeniyle Röportaj (7)


Eski Yazılar

Hikayeler: Alduéren ( KAYIP YILDIZIN IŞIĞI ) X. BÖLÜM
Yayınlanma tarihi Mayıs 01, 2003 - 10:32:08 Gönderen ringmaster

Hikayeler Aldueren göndermiş "İYİ KRAL WENCESLAS



Frieda yatağın üzerinden sarkan cibinliğin tüllerini aralayarak Alduéren'e doğru eğildi. "Hanımım" dedi sessizce. "Güzel hanımım, hadi kalkın. Akşam yemeği vakti" Gözlerini aralayarak Frieda'ya baktı Alduéren. Yüzünde sıcak bir banyo sonrası alınan uykunun mahmurluğu vardı. Aylardır süregelen amansız yolculuğun yorgunluk izleri hala yüzünden okunabiliyordu. Derin bir nefes çekerek "Tamam Frieda. Geliyorum çok teşekkürler" dedi. Ayağa kalktı. Üzerindeki pembe ipek gömleğe dokundu tekrar tekrar. Etrafına bakıp ipek halılarla kaplı ferah bir odada olduğunu görünce derin bir oh çekti. Yaşadığı şeyler çok şükür ki bir hayal değildi. Frieda'ya döndü. Gülümseyerek ellerini tuttu. "Hadi Frieda. Gidelim" dedi.





Büyük yemek salonu içerisine girdiklerinde tüm çalgıcılar bir anda sessizliğe büründü. Burası kubbesi camdan olan odadan biraz daha küçük taştan duvarlarına kandiller asılı sade bir odaydı. İnsanların yemek yedikleri üzerleri türlü yiyecekler ve hiç görmediği değişik meyvalarla süslü masaların bacakları kısaydı ve insanlar minderler üzerinde oturuyorlardı. Loreena oturduğu minderden ayağa kalkarak Alduéren'e doğru yürüdü yavaşça. Gülümseyerek baktı gözlerine. Sonra diğerlerine dönerek "Sizlere çok uzaklardan, elflerin diyarlarından gelen Alduéren ile tanıştırmak istiyorum" dedi. Herkes ayağa kalkarak selamladı Alduéren'i. Utançtan kızaran yüzüyle aralarından yürüdü Alduéren, bir taraftan da onları gülümseyerek selamlıyordu. Herkes son derece güzel giyinmişti. Parlak giysiler giyiyorlar, kimisinin başlarını değerli taşlar ve renkli kuş tüyleri ile bezenmiş başlıklar süslüyordu. Yürüyerek ilerledi aralarından. Loreena ile kıyaslandığında kısa boylu sayılabilecek, hafif göbekli, yerler saçları ve uzun siyah sakalı kırlaşmış esmer tenli bir adam duruyordu tam karşısında. Kafasında, üzerinde koca mavi bir elmasın yeraldığı uzun bir taç yeralıyordu. Yere kadar uzanan bordo ipekten bir kaftan giymişti kenarları inci işlemeli. Gülümsedi heybetli adam "Hoşgeldin kızım" dedi. Alduéren bu heybetli adamın Frieda'nın büyük bir içtenlikle bahsettiği Kral Wenceslas olduğunu anladı. Eğilerek selamladı kralı Alduéren. Loreena "Hadi Alduéren, yanımıza otur" dedi. Eliyle verdiği zarif işaretten sonra çalgıcılar tekrar kaldıkları yerden çalmaya başladılar.



Akşam yemeği çok zevkli geçmişti. Frieda birlikte olduğu kısa zaman sürecinde Kral Wenceslas'ın iyiliklerinden çok bahsetmişti. Şimdi onunla aynı masada yemek yiyor ve eğleniyordu, ve hakikaten Kral Wenceslas'ın karısı Loreena kadar iyi bir insan olduğunu gözlerinden anlaşılıyordu. Alduéren’e bir arkadaş gibi samimi davranıyor, zaman zaman şaka yaparak onu güldürmeye çalışıyordu. Alduéren gülümsedikçe solgun düşmüş yüzüne renk geliyor, Kral ve Loreena onu memnun ettikleri için mutlu oluyorlardı. Çok mütevazi birisiydi kral, bilgili ve kültürlü olduğu sözlerinden anlaşılıyordu. Bir elf ile insanın evliliği garip görünse bile Loreena ile gerçekten güzel bir çift oluşturuyorlardı. Yemek boyunca diğer insanlar da merakla birkaç kez Alduéren'e nereden geldiğini, yaşadığı yerlerde neler olduğunu sormuştu. Bu soruları sordukları an Alduéren geçmişe dönüyor, yaşadığı olaylar aklına geliyor ve yüzü asılıyordu. Loreena bu durumu farketmişti ve etraftakilere nazikçe "Lütfen dostlarım. Alduéren malesef çok tatsız bir yolculuk geçirdi, biraz olanları unutması, acısının hafiflemesi lazım. Nazik sorularınızı daha sonra uygun bir zamanda mutlaka yanıtlayacaktır" diyerek onları biraz Alduéren'den uzak tutmayı başarmıştı. Loreena yemeğin ilerleyen saatlerinde Alduéren'in yorgun olduğunu farketti ve "Alduéren, arzu edersen Frieda seni odana götürsün. Oldukça yorgun görünüyorsun" dedi. Alduéren Loreena'nın da rızasıyla nazikçe izin isterek dinlenmeye çekilmek istediğini belirtti.



O gece çok yorgun olduğu halde hiç uyuyamadı Alduéren. Sürekli buraya nasıl geldiğini, yaşadığı zor günleri,bu insanların kendisine neden bu kadar ilgi gösterip sahiplendiklerini düşündü. Mutluydu çünkü zor günleri atlatmıştı, şanslıydı ki iyi insanlarla tanışmıştı. Tam tersinin de olabileceği, bir bir köle gibi zorla çalıştırılabileceğini de düşünerek avutmaya çalıştı kendini. Hüzünlüydü, çünkü evini, köyünü, babasını, Selmoria'yı ve en çok da Elmour'u özlüyordu. Ona söylemek isteyip de söyleyemediği, kahrolası gururu yüzünden içine attığı, sürekli bastırdığı duyguları geldi aklına. Ağlamaya başladı "Keşke.." dedi Alduéren. "Elmour keşke sana seni ne çok sevdiğimi söyleyebilseydim. Şimdi daha iyi anlıyorum seni ne çok sevdiğimi" dedi içinden sessizce ağlarken.



Ertesi sabah erkenden kalktı Alduéren. Cam kubbeli salonda saraydaki diğer kızlar ile tanıştırdı onu Frieda. "Ne çok kız var" dedi Alduéren. Frieda "Evet" dedi. "Hanımım ve yüce kralım sağ olsun" diye ekledi. Alduéren "Sana birşey sormak istiyorum Frieda" dedi. "Bunu çok merak ediyorum ve sormaya çekiniyorum aslında" "Nedir sormak istediğin" dedi Frieda. "Neden hanımın bu kadar ilgi gösteriyor bizlere. Bu kızlar kim ve neden buradalar? O nasıl gelmiş buraya, onun hikayesi nedir?" soruları heyecanlı bir biçimde arka arkaya sıralamıştı Alduéren. Frieda "Şeyy..hanımım" diyebildi. Omzuna nazikçe dokunan ince parmaklar Alduéren'in yanlız olmadıklarını anlamasına yetmişti. Loreena gülümseyerek "Şöyle gel çocuğum, sen de Frieda" dedi. Hep birlikte avluya doğru ilerlediler. Yerleri toprak rengi altıgen taşlarla döşeli avluya girdiklerinde sol taraflarında camdan bir bina gördü Alduéren. Burası içinde büyük çiçeklerin ve ağaçların yeraldığı camdan fanus biçiminde büyük bir bahçeydi. Loreena bu camdan büyük binanın kapısının önüne kadar ilerledi ve durdu. Eliyle zarif bir işaret yaptı ve camdan ince oymalı kapılar ardına kadar açıldı. İçeri girdiler. Loreena yürüdükçe çıplak ayaklarının bastığı yerlerdeki kuru kumların yerini yerden fışkıran yeşil otlar ve mor, beyaz yıldız çiçekleri alıyordu. Çiçekler ve ağaçlar dallarını ve yapraklarını Loreena'ya doğru uzatıyorlar, adeta onu kucaklamak istiyorlardı. Loreena'nın uzun kızıl saçları gün ışığı altında alev rengini almıştı. Bahçenin ortasındaki kırmızı balıkların yüzdüğü mavi taşlarla süslü havuzun kenarına geldiler. Havuz kenarında camdan yapılmış küçük tabureye oturması için işaret verdi Loreena. Kızıl saçlarını geriye atarak hikayesine başladı "Yıllar önce, çok uzun yıllar önce geldim bu diyarlara. Geliş nedenim seninki ile aynıydı. Köle olarak yakalanmış ve buraya yollanmıştım. Şanslıymışım. Beni Kral Wenceslas'a dadılık etmem için satın aldılar. Evet. Yanlış duymadın çocuğum. O zamanlar Kralımız bir bebekti. Geldiğin diyarlardan geldim ben de, Ulu efendilerin yönettiği elfler diyarında mutluluk içinde yaşıyordum o zamanlar" "Ulu efendiler de kimler" diye sordu Alduéren. "Elflerin bu dünyayı terketmesinden sonra bu adakıtada kalan elflerin yüce kişileri" dedi Loreena. "Elflerin çoğu bu diyarları terketmişti. Sayıları fazla olmayan her elf klanı kendi aralarında divan için bir kişi seçerlerdi. Her klandan bir temsilci bulunan ve Ulu efendiler denilen divan yönetirdi elfleri." "Killiord Krallığını bilir misin" dedi Alduéren. "Killiord Krallığı mı? Hayır duymadım. Çünkü ben bu diyarlara geleli yaklaşık 70 yıl oldu. Dolayısıyla yakın tarihte neler oldu bilemem. Ama senden duymak isterim" dedi Loreena. "Ama istersen önce benim hikayemi dinle" diye devam etti. "Killiord bildiğim kadarıyla güneyilleri ile kuzeyilleri arasında kalan verimli ve büyük bir arazidir. Çoğunlukla elflerin yaşadığı bu topraklarda o zamanlar anakıtadan göç eden Keltler de gelirdi. Zamanla Keltlerin bir kısmı güneyillerinin barbar insanlarının baskılarına dayanamayarak çok kuzeye göç ettiler ve Glordian beyliğini kurdular. Onlara ilkgelenler de denir. Adakıtaya geçen ilk keltlerdir onlar " dedi Loreena. "İşte..işte bunlar benim atalarımdan" dedi Frieda gözleri parlayarak. "Yani sen bir Kelt misin" dedi Alduéren Frieda'ya. "Evet. Bizler normal insanlara benzeriz ama onlardan çok daha kültürlü ve bilgiliyizdir. Ayrıca daha da uzun yaşarız" dedi Frieda. Loreena devam etti. Birgün bir grup olarak ticaret için yola çıktığımızda güneyillerinde yaşayan barbar insanların baskınına uğradık. Bu baskında kaçırıldım ve Ammar-ı Diyar'a köle olarak satıldım. Buraya geldiğim ilk 10 yılda çok zor şartlar altında yaşadım. Şansım varmış ki bana efendilik eden adamın tüm varlığını kaybetmesi beni satmasına neden oldu. Saraya Kral Wenceslas'a dadı olarak satın alınmıştım, bakacak kimsesi yoktu. Annesi doğum yaparken ölmüştü. Kral Wenceslas'ın babası Kral Hammidt iyi bir insandı lakin kolay kandırılabilir saf bir yüreği vardı. Kralı etkisi altına alan Kralın ikinci karısı Kraliçe Nastesa sarayda kendi bildiğini okuyordu. Bu sebepten dolayı bu diyarda her türü kötülük kol geziyordu, saray adına halka türlü işkenceler ediliyor, halk eğitimsizlik ve fakirlik içindeydi. Ülkeye kötülükler hakim olmuştu ve bunların hiçbirinden artık yaşlanmış olan Kral'ın haberi yoktu. Neyse ki çok sürmedi. Kraliçe Nastesa kendi adamlarından biri tarafından bir anlaşmazsızlık sonucu öldürüldü. Kral da bir kaç yıl sonra gözlerini yumdu. Kral Wenceslas o zaman 20 yaşında bir delikanlıydı. Güçlü bir kişiliği vardı, babasının yaptığı gafletlerin farkındaydı ancak Kraliçe Nastesa ile başa çıkamayacak kadar da toydu. Kendi ailesinden o güne kadar hiçbir destek görmemişti. Kendi kendini en iyi şekilde yetiştirmişti. Ben de elimden geldiğince hayata hazırlanmada ona yardımcı oluyordum. Derken birgün Wenceslas yakıma geldi ve "Loreena" dedi. "Bugüne kadar yanımda yanlız sen oldun. Bana iyi ile kötünün, saflık ile aptallığın, akıllılık ile kurnazlığın, yaşamak ile ölümün farkını sen öğrettin. Bugüne kadar beni koruyup kollayan annem, dertlerimi dinleyen ablam, bana öğütler verip yol gösteren ve herşeyi öğreten hocam oldun, şimdi de senden benimle hayatı paylaşan eşim olmanı isteyeceğim. Yıllarca güvendiğim ve tek sevdiğim kişi sensin ve ölünceye dek yanımda olmanı istiyorum " dedi. "Bu benim için çok mutluluk verici bir olaydı çünkü ben de ondan hoşlanıyordum ve evlenme isteğini kabul ettim. Evet, bir elf ile bir insanın evlenmesi biraz garip görünüyor farkındayım ama onu gerçekten sevdim ve halen çok seviyorum. Bedelinin ne kadar ağır olabileceğini de biliyorum. Çünkü geçen yıllar biz elflere hükmedemese de insan hayatının zamana karşı direnci yoktur çocuğum. " "Anlıyorum" dedi Alduéren hüzünlü bir biçimde. "O zamanlar söz verdik birbirimize kötülüklere karşı birlikte savaşmak için" diye devam etti Loreena. "Savaşımız yalnız kılıçla okla değil, bilimle eğitimle oldu aynı zamanda. Boş zihinlere bilgi ve sevgi tohumları ektik. En kolay yol kötülükten geçen yoldur, insanlara birşeyleri çalışarak, hakederek kazanmaları gerektiği bilincini aşıladık. Gençleri eğitecek okullar kurduk, kötülüğe hizmet edenler onların bazılarını yıksa da. Düzeni kurmak için çalıştık. Saraydaki bu seçilmiş kızlar benim denetimimde eğitilirler. Sarayın diğer tarafında da Aarab'ın denetiminde genç erkeklerin eğitilidiği okullar var. Biz burada sizlere değişik kültürleri, dilleri, sanatı, birbirinizi sevmeyi öğretiyoruz. Zamanı gelince herkes bu okulda eğitimini tamamlar ve insanlar arasında iyi bir birey olmak üzere buradan ayrılır ve kendi yaşantılarını kurarlar. Frieda gibi. O da yakında buradan ayrılacak ve kendine ait bir yaşam kuracak" diye sözlerini bitirdi Loreena. Alduéren şaşkın gözlerle Frieda'ya baktı. "Evet Alduéren. Yakında evlenecek ve buradan ayrılacağım. Kendi hayatımı kuracak ve toplum için iyi insanlar yetiştireceğim." "Ancak bu şekilde cehalet ve kötülükle savaşabiliriz Alduéren. Kılıç tek başına yeterli değil." diye ekledi Loreena. Alduéren'in kafası karışmıştı söylenenlerden sonra. O hiç bir zaman okula gitmemişti hayatı boyunca. Kendini çok küçük hissetti bir anda. "Ben hiç okula gitmedim" dedi Alduéren. Loreena gülümsedi. "Merak etme çocuğum. Burada kaldığın sürece sana bilmediğin şeyleri öğreteceğiz." Alduéren heyecanla "Peki, burada ne kadar kalacağım ki" dedi. Loreena "Korkarım ki bu biraz uzun sürecek. Çünkü adakıtaya kışın gemiler uğramaz. Önümüzde bir 6 ay var." Alduéren deniz mavisi gözlerini iri iri açtı " 6 ay mı. Ondan önce olamaz mı?" "Malesef" dedi Loreena. Alduéren'in yüzü bembeyaz oldu. Loreena tatlı bir tebessümle "Üzülme çocuğum. Zamanı gelince bunun bir yolunu bulacağız. Şimdi bunları düşünme. Sen burada eğitilmek için seçildin ve şu an düşünmen gereken şey de bu " dedi. Biran için Alduéren sessiz kaldı ve haykırarak ayağa kalktı. Gözyaşlarına engel olamayarak "Keşke beni seçmemiş olsaydın. Bir yolunu bulup geri dönerdim. Bana bir gelecek değil altın bir kafeste yaşanacak bir hayat bahşediyorsun. Şu an halkım zor durumda ve benim burada günümü gün edebileceğimi sanıyorsan yanılıyorsun. Ben hanımefendi olmak istemiyorum. Bunun yerine ülkemde süt sağan, ata binen bir köylü kızı olmayı tercih ederdim! Neden seçtin beni ha neden! " dedi hıçkırarak. Loreena ayağa kalktı. Elini Alduéren'e doğru uzattı ve avucunu açtı. Avucunda küçük bir ondört köşeli yıldız biçiminde bir kristal duruyordu parlayan. "Seni neden seçtiğimi anlatayım. Sen çocuğum. Kayıp yıldızların ışığını taşıyorsun üzerinde. Karanlıklarının yuttuğu kayıp yıldızların ışığını. Elflerin irfanlarıyla besledikleri ve kötülüklerin yuttuğu yıldızların ışığı. Yeniden sende hayat bulacak yeniden seninle kazanılacak olan yıldızların. Bunu derinden hissediyorum" Alduéren büyük bir hayretle "Ama..ama ben bir insanım. Bir elf değilim ki" dedi Alduéren. "Ne ilim ne de irfan sahibiyim." "Bunu sen bilemezsin Alduéren. Hiç birşey ve hiçkimse göründüğü gibi değildir. Nice cevherler işlenmeden değersiz taşlar gibi görünürler. Yüce Eru'nun hükmü seni buralara attı, herşeyin bir sebebi olduğu gibi bunun da bir sebebi var." Alduéren duydukları karşısında iyice şaşırmıştı. Söylemek ve duymak istediği daha çok şey vardı ama bir saray görevlisi gelip Kralın Loreena'yı çağırdığını söylemesi konuşulanların yarım kalmasına neden olmuştu. “Ama” dedi Alduéren kuruyan gözyaşlarını silerek. “Bana ne demek istediğini anlayamadım” “Zamanı gelince anlayacaksın çocuğum. Herkes bu dünyaya bir görev için gelir. Küçük ya da büyük oluşu hiç farketmez. Zamanı gelince sen de varoluş nedenini mutlaka anlayacaksın. Benim de tek bildiğim budur.” diyerek ayrıldı yanlarından Loreena. Alduéren ve Frieda, büyük cam kubbeli salona gitmek üzere bahçeden çıktılar. Alduéren'in tüm gün aklında bir daha üzerinde asla konuşmadıkları o Loreena'nın sözleri vardı.



Aradan günler geçti. Alduéren diğer kızlarla birlikte daha önce bilmediği şeyler öğrenmeye başladı bu sarayda. Günler geçtikçe eski gücüne kavuşmuş, güldükçe güller açan al yanakları geri gelmişti. Yeni şeyler öğrenmek hoşuna gidiyordu. Elfçe de öğrenmeye başlamıştı. Garip bir şekilde bu dili çok kolay öğreniyordu. Öyle ki kendisinden çok önceleri öğrenmeye başlayan kızları geçmişti bile. Diğer öğretmenler yanı sıra Loreena'da onlara şifalı bitkiler hakkında bilgiler veriyordu. Tüm bunların yanında Alduéren gerektiğinde bir savaşçı gibi iyi silah kullanmak için neler gerektiği konusunda da eğitim görmek istediğini belirtmişti. Bu özel istek üzerine Aarab ona yardımcı olması için görevlendirilmişti. Aarab bu saraya uzun yıllar hizmet vermiş, Kral Wenceslas'ın güvendiği birkaç kişiden birisiydi. Bu iri yarı siyah derili adam korkunç görüntüsünün altında altından bir kalp taşıyor, kılıcını kaldırdığında insanın kalbini yerinden çıkartacak kadar korkutsa da yeri geldiğinde etkileyici ses tonu ve davranışları ile insanları hayrete düşürüyordu. Kimse böylesine azman bir savaşçının budenli kültürlü ve nazik olabileceğini düşünemiyordu. Aarab aynı zamanda eski bilimler ve dinler konusunda da bilgili bir insandı. Kendine has değişik bir yaşam tarzı vardı.



Alduéren gündüzlerini eğitimle geçiriyor akşamlarını ise cam kubbeli salonda diğer kızlar ile birlikte oluyordu. Aralarına pek katılmasa da diğerlerinin sohbetlerini dinlemek hoşuna gidiyordu. Değişik diyarlardan gelen bu insanlardan farklı farklı kültürler öğreniyor, buraya gelen herkesin birbirinden farklı hikayelerini dinliyordu. Zaman zaman Loreena da aralarına katılıyor, onlara kadim zamanlardan kalan eski elf şarkılarını okuyordu. Yine böyle gecelerden birisiydi.

Yenilen akşam yemeğinden sonra Loreena ve diğer kızlarla birlikte Alduéren, cam kubbeli salona yöneldiler. İçeri girdiklerinde içerisi sessiz ve karanlıktı. Sadece ay ve yıldızların havuz üzerindeki yansımaları görünüyor ve suların şıkırtılı melodisi kulakları okşuyordu. Loreena havuza doğru ilerledi. Havuzun suyundan bir miktar avucuna aldı ve suyu havaya fırlatırken garip bir lisanda birşey söyledi. Saçılan su damlacıklarından herbiri küçük ışık küreciklerine dönüştüler ve yükseldiler. Küçük ışık topları odanın içinde dönmeye başladılar. Karanlık bir gecede ormanda uçuşan ateş böcekleri gibiydiler. Odanın içinde dönen yüzlerce ışık topundan her biri fildişi ayaklar üzerindeki küçük yağ kandillerine kondular ve kandiller tatlı bir ışıltıyla yanmaya başladılar. Gördüğü manzara karşısında Alduéren’in dili tutulmuştu. “Çok güzel” dedi hayranlıkla. Loreena Alduéren’e dönüp “Işıltınla sen daha güzelsin, hepiniz daha da güzelsiniz” dedi. Kızlar gülümsediler. Herkes kendine bir yer seçti ve oturdu. Kimisi koyu bir sohbete başladı, kimisi altın ibrişimlerle gergef işlemeye. Alduéren ise salonun denize doğru bakan penceresinden dışardaki yıldızları ve uzaktan görebildiği kadarıyla hüzünlü gözlerle yakamozları seyrediyordu. Loreena'nın sesini duydu."Hadi bugün kim şarkı söyleyecek" Sinthia atıldı "Hanımım. Sizlere geldiğim diyarda söylenen acıklı bir hikayeyi anlatan bir şarkı söylemek istiyorum" dedi. Sinthia şarkısına başlamıştı. Herkes susmuş onu dinliyordu.



“Ülkenin birinde

Yaşardı Relvinia ve Annachie,

Severlerdi birbirlerini çok

Dilerlerdi sonsuza dek

Bir arada yaşamayı,

Oh sevgili Annachie

Sensiz ben bir hiçim

Gündüzüm gecem sensin

Uyandığımda içime dolan

Nefesimsin sen Annachie

Lakin günlerden birgün

Relvinia’nın babası dedi ki

Lord Sultan ile evlenmelisin

Annachie’i terketmelisin

Olmaz babacığım olmaz

Annachie’siz ben bir hiçim

Yaşamım onsuz bir boşluk

Bırak beni ona gideyim

Olmaz dedi kızın babası

Ne ettiyse ne dediyse olmadı

Evlendi Lord Sultan’la Relvinia,

Büyük düğün gecesi sonunda geldi

Relvinia dedi ki Lord’a

Evlendiğim gün öldüğüm gündür

Avucu dönüştü kırmızıya

Kanlı bıçak düştü sağına

Relvinia serildi mermer taşa

Kötü haber çabuk uçtu

Annachine koşarak girdi içeri

Kucakladı Relvinia’nın cansız bedenini

Buz gibi dudaklarına

Kondurdu bahtsız öpücüğünü

Oh Annachie Annachie,

Relvinia seni ne çok severdi,

Onun evlendiği gün

İkiniz için de oldu bathsız son”

Alduéren şarkının da etkisiyle hıçkırıklarını durduramayacak hale geldi. Öyle ki diğerleri bu durumu farkettiler. Loreena Frieda'ya doğru baktı. Frieda yerinden kalkarak Alduéren'in yanına geldi. "Hanımım, ne olur ağlamayın. Anlıyorum sizi, sizinde bir sevdiğiniz var uzaklarda özlediğiniz. Dilerim ki birgün ona kavuşursunuz" Alduéren yaşlı gözlerle Frieda'ya baktı. Dolunay beyaz yüzünü aydınlatıyor, gözlerinden inen yaşlar yıldız misali parlıyordu. Hiçbirşey söylemeden Frieda'ya sarıldı Alduéren. "Dilerim Frieda. Bunu herşeyden çok dilerim." Alduéren gökyüzüne yaşlı gözlerle bakarken Elmour’un hayalini canlandırıyordu.



O sırada çok çok uzaklarda Elmour, soğuktan sarıldığı battaniyesiyle kırık dökük pencerenin önünde dışarıyı gözlüyordu. Selmoria geldi yanına. “Yemiyor musun Elmour” “Hayır” dedi sertçe. “O hayvanın gözlerindeki kini gördükten sonra o eti nasıl yerim” . Hiçbirşey söylemeden yanından ayrıldı Selmoria. Elmour, gözlerini karlı bir kış gecesinde parlayan ayın yüzeyine çevirdi. Gözyaşlarını içine akıtırken gözleri Alduéren’in güzel yüzünü arıyordu dolunayın donuk ışıklarında. “Seni seviyorum meleğim” derken çok uzaklarda o an onu düşünen kalbi hissetti ve huzursuz yüreğine bir nebze olsun ümit ışıkları serpildi.

"

 
Oturum Aç
Takma isim

Parola

Henüz bir hesabınız yok mu? Yeni bir tane yaratabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yöneticisi, yorum yönetimi ve kendi adınızla yazı girişi gibi imkanlardan faydalanabileceksiniz.

İlgili Linkler
· Hikayeler Hakkında
· Yayınlayan Editör: ringmaster
· Ana Sayfa


Hikayeler Hakkında en çok okunan :
Gölgelerin İçinden


Yazıcı Dostu Sayfa  Bu Yazıyı bir Arkadaşınıza Gönderin

"Hikayeler: Alduéren ( KAYIP YILDIZIN IŞIĞI ) X. BÖLÜM" | Oturum Aç/Yeni Hesap Yarat | 10 yorum
Puan
Yorumlar gönderene aittir. İçeriğinden hiçbir şekilde site ve site yönetimi sorumlu tutulamaz.
Re: Alduéren ( KAYIP YILDIZIN IŞIĞI ) X. BÖLÜM (Puan: 1)
Gönderen anaglareb (anaglareb@mynet.com) Tarih: Mayıs 01, 2003 - 16:49:09
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder) http://www.kayipdunya.com
Good King Wenceslas looked out
On the Feast of Stephen
When the snow lay 'round about
Deep and crisp and even

diyorum ya loreena rulazz


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: Alduéren ( KAYIP YILDIZIN IŞIĞI ) X. BÖLÜM (Puan: 1)
Gönderen rundmc1982 (rundmc1982@yahoo.com) Tarih: Mayıs 02, 2003 - 11:44:35
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Merhaba Aldueren

Bu bölümde diğerleri gibi oldukça sürükleyiciydi ve kısa zamanda bitti. :(

Yalnız anlayamadığım birkaç konu var. Yardımcı olursan sevinirim. Öncelikle Kral Wenceslas Ammar-ı Diyar'ın kralı dimi. Kral olmasına rağmen daha önce anlatmış olduğun Ammar-ı Diyar tasvirlerin daha çok oranın bir köle yuvası olduğu şeklindeydi. Ama krallığın yaşantısıyla aldueren'in oraya köle olarak getirilmesi arasında ben bir bağlantı kuramadım. Nasıl diyim bana çok zıt kutuplar gibi geldi. Bir köle yuvasında iyi bir kral var ve orada köle satımı çok moda. Acaba diyorum dış etkenler mi çok kuvvetli. Yada kralın suçlular üzerinde bastırıcı bir etkisimi yok. Bana bunu açıklarsan sevinirim. Birde Elmour ve Aldueren arasındaki sevginin tohumları biliyordun kardeşlikti ve Elmour onu sevdiğini söylediğinde ona tokat atmıştı. Yalnız bir anda duyguları Elmour'a karşı değişti burayı anlıyorum ama bir anda olması bana biraz tuhaf gibi geldi. Acaba diyorum Aldueren'de ona e başlarda bazı duygular beslemiş olabilirde kardeş gibi oldukları için mi açılmamış olabilir.

Aarab karakterinin çok merak ettim umarım ileride ona çok iş düşer. Benden şimdilik bu kadar abla. Sakın söylediklerimi kötü olarak algılama. Ben sadece bazı şüphelerimi belirtmek istedim.

Kendine iyi bak, sevgiler...


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Binbir Gece... (Puan: 1)
Gönderen hmtekin Tarih: Mayıs 03, 2003 - 13:52:19
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder) http://halilmtekin.sitemynet.com/hmtekin
hımm...Aldueren binbir gece masallarına girmiş gibi görünüyor.O masallarda anlatılan mistik Bağdat havası kokuyor Ammar-ı Diyar'da.Zengin bir anlatım, ifadelerde derinlik ve fantezi olarak sürekli genişleyen ve genişlemek isteyen öykü karakteri...Başka ne istenebilir?Harikasın!


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: Alduéren ( KAYIP YILDIZIN IŞIĞI ) X. BÖLÜM (Puan: 1)
Gönderen Gondorian_Flame Tarih: Mayıs 06, 2003 - 16:47:45
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Merhaba Aldueren, harika anlatımın hakkında artık yorum yapamıyacağım dedim ancak yine de anlatımının zenginliğinden, gizeminden, etkileyici tasvirlerini harika ayrıntılamandan bahsetmeden edemeyeceğim. Tasvirler bir o kadar detaylı ve bir o kadar da merak uyandırıcı. Özellikle son kısımdaki geçişi o kadar harika ve yerinde bağlamışsın ki tam oturmuş yani. Ne diyelim eline sağlık ve bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Namarie


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Bu site filmin, kitapların, veya yazarın resmi sitesi değildir.Tamamen Türk yüzük dostları tarafından hazırlanan konu odaklı bilgi, haber, düşünce ve materyal paylaşımını amaçlayan bir fan sitesidir.
Sayfada yer alanlar ancak izin alınarak ve kaynak gösterilerek kullanılabilir.
Lord of The Rings - Turkish Fan Site
yuzuklerinefendisi.com / 2001 - 2012