Ana Sayfa Hesabınız Yazı Ekleyin FAN ART FRP - RPG
J.R.R.Tolkien Kitaplar Galeri Biz Kimiz
Üye ol Üye girişi
Yazı aramak istediğiniz
Sitede 43 ziyaretçi, 0 kullanıcı var.
Oturum Aç
Takma isim

Parola

Henüz bir hesabınız yok mu? Yeni bir tane yaratabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yöneticisi, yorum yönetimi ve kendi adınızla yazı girişi gibi imkanlardan faydalanabileceksiniz.

Seçenekler
· Ana Sayfa
· Yazı Gönderin
· İstatistikler
· Bizi Tanıtın
· Forum
· Yükle
· En iyiler
· Linkler
· Hesabınız

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ

J.R.R.Tolkien
Hayatı, eserleri, kronoloji, röportaj, resimler...

Kitaplar
Özetler, kapak örnekleri, incelemeler...

Resim Galerisi
Sanatçılara göre sınıflandırılmış 100'lerce resim...




Önceki Yazılar
Kasım 07, 2012 - 16:17:32
· Bitmemiş Öyküler Çıktı (10)

Kasım 07, 2012 - 16:00:58
· Rohan ve Türk Benzerliği Üzerine (0)

Kasım 07, 2012 - 15:56:46
· Hobbit Fragmanları (0)

Aralık 21, 2011 - 08:18:56
· Hobbit Trailer (0)

Ekim 10, 2011 - 10:09:41
· Orta Dünya Tarihi: Kayıp Yol ve Diğer Yazılar (2) (0)

Haziran 13, 2011 - 10:37:47
· Orta Dünya Tarihi: Kayıp Yol ve Diğer Yazılar (1) (5)

Haziran 13, 2011 - 10:34:53
· Hobbit Vizyon Tarihleri ve Isimleri Açıklandı! (0)

Haziran 13, 2011 - 10:18:39
· Oyun Fikirleri (2)

Aralık 03, 2010 - 08:08:20
· BBC Tolkien röportajı (0)

Kasım 22, 2010 - 11:15:26
· The Hobbit icin Gazete Ilani (2)

Ekim 22, 2010 - 11:31:19
· Hobbit oyuncuları (10)

Ekim 13, 2010 - 09:27:41
· Yüzüklerin Efendisi'nin Sırrı Ne? (2)

Haziran 02, 2010 - 07:54:36
· HOBBİT TEHLİKEDE (4)

Nisan 06, 2010 - 09:13:39
· Muhiddin-i Arabi'nin Eserleriyle Lotr ve Silmirallion'a Bakın (5)

Nisan 06, 2010 - 09:13:33
· Gölgelerin İçinden (0)

Ocak 19, 2010 - 08:58:13
· Born of Hope. LOTR Fan Filmi (11)

Ocak 08, 2010 - 15:45:13
· Hobbit'le İlgili Bazı Sorular (0)

Ocak 08, 2010 - 15:44:59
· Mucizeler Savaşı (6)

Ocak 08, 2010 - 15:44:38
· LOTR Filmlerindeki Sinir Bozucu Sahneler (18)

Eylül 14, 2009 - 10:17:45
· the Hobbit yapımcı ve yönetmeniyle Röportaj (7)


Eski Yazılar

Hikayeler: Alduéren (KAYIP YILDIZIN IŞIĞI) 11 ve 12. BÖLÜMLER
Yayınlanma tarihi Mayıs 07, 2003 - 10:19:47 Gönderen ringmaster

Hikayeler Aldueren göndermiş "11 ve 12. bölümü birlikte gönderiyorum!



Sevgiyle kalın



Bölüm 11

KİBAR KORSAN JASFID DE JAVINORIEL



Gemiden inen tepeden tırnağa beyazlar içindeki uzun boylu ince yapılı adam dikkatleri üzerine çekmekteydi. Bu denli uzun boylu birisine rastlamak çok enderdi bu diyarlarda. Çünkü çölün insanları tıknaz ve yapılı olurlardı. Kafasındaki beyaz örtüyü düzeltti yabancı. Yüzünü saklamaya çalışır gibiydi. Bir eliyle örtüyü ağzını kapatacak şekilde çekti yabancı. Kumlara pek alışık değildi. Irmak yeşili gözlerini parlak güneş altında kısmak zorunda kalmıştı. Belindeki kılıcı ve omzundaki ok ve yay, kızgın güneş altında kınlarının içinde de olsalar oldukça kızışmışlardı ve erzak çıkını ile birlikte hiç de alışık olmadığı bu sıcaklarda yürüdükçe kendisine gitgide ağırlaşıyorlarmış hissi veriyorlardı. Kalabalık limandan yürüyerek uzaklaştı yabancı. İleride beyaz binaları görüyordu.

Şehir merkezi olduğunu sandığı, ve fazla da uzak görünmeyen bu yere yürüyerek gitmeye karar verdi. Çöl üzerinden esen ve zaman zaman şiddetlenen rüzgar ve savrulan kumlardan etkilenmemek için kafasını öne eğerek ağır ağır adımlamaya başladı yolu. Fakat ne zaman kafasını kaldırsa binaların sürekli aynı yerde olduğunu görüyor, sanki o yaklaştıkça binalar da ondan uzaklaşıyor gibi oluyordu. İlerledikçe daha önceleri üzerinden bir kuş misali uçarcasına rahatça batmadan yürüdüğü kumlar gitgide ayaklarına dolanıyor ve adeta onu bacaklarından içine çekiyordu. Bir adım attı Erulain ve sarsıldı. Durduğunda dizine kadar kuma batmış olduğunu farketti. Oldukça şaşırtıcı bir durumdu bu bir elf için. Doğal olmayan birşeyler vardı, büyü gibi. Elf bilgelerinin anlattığı hikayeler geldi aklına. Ammar-ı Diyar’ın siyah insanlarının asırlar önce yaptıkları bir savaştan sonra elflerin şehirlerine girmemesi için yaptıkları çok eski dinlere dayanan büyülere dair hikayelerdi bunlar. Çabuk davranmalıydı, çünkü gitgide daha da derine batıyordu. Derken ayakları altında bir karıncalanma hissetti. Kumların bir el şekline bürünerek yerden yükseldiğini gördü. Kumdan el yükselerek Erulain’in boyunu aştı. Tam Erulain’i kafasından tutup kuma gömeceği sırada Erulain kılıcını çekerek “Quennia talas. Nin omen annas” dedi ve eli ikiye böldü. Kumdan el ani bir poflamayla dağıldı ve tekrar kum halinde yere döküldü. Ayaklarının dibindeki kumlar çözüldü ve onu serbest bıraktılar. Erulain kumların ağır ağır dökülmesini izlerken birden karşısında bir kadın silüeti belirdi. Uzun siyah kıvırcık saçlı, siyah derili bir kadın. Belinden dolanarak boynundan sarkan, kırmızı gözleri bir yakut gibi parlayan, sivri dişlerinden zehir damlaları akan bir yılan vardı kadının üzerinde. Ayakları olmadan havada uçar gibiydi kadın. “Şehrimize hoş geldin yabancı. Girmene izin verdik ama sürekli olarak gözlerimiz üzerinde olacak” dedi çirkin dişlerini göstererek. Yılan ani bir hamle yaparak Erulain’e doğru atıldı. Erulain elini siper ederek yılanın hücumundan sakınmak için yere eğildi ama kılıcını yılanı bölmek için savurduğunda ne kadını ne de yılanı görebildi. Bu garip diyarda daha ne gibi garipliklerin onu beklediğini düşünerek ağır ağır ilerlemeye devam etti Erulain. Sıcak esen kum rüzgarları oldukça hızını kesmişti. Akşam üzerine doğru şehire vardı. Güneşin son ışıkları şehri boyayana dek çarşıyı pazarı turladı Erulain. Az da olsa Alduéren’e dair birşeyler bulabileceğini ümid ederek. Gece yaklaşırken çok yorgun olduğunu hissetti. Şehirde kendini güvenli hissedebileceği bir yer aradı kalacak. Buradaki yerli halkın dilini bilmiyordu. Ancak ticaret için buraya gelmiş insanlar ile anlaşabilirdi. Karşına çıkan çıplak ayaklı denizciyi durdurdu Erulain “Dostum.” dedi. Denizci çiğnediği tütünü yere tükürerek. “Söyle ne istiyorsun.” “Kalacak güvenli bir yer arıyorum” dedi Erulain. “Beyimiz kalacak yer arıyormuş ha.” diye sırıttı pişkin pişkin denizci. “Çok paran var mı ha? Çok paran!” Erulain adamın niyetinin farklı olduğunu anladı. Hiç tanımadığı ve yabancı olduğu bu şehirde dikkatleri çekmek istemediğinden birşey söylemeden oradan uzaklaşmak istedi. Ama denizci Erulain’i kolundan sertçe çekerek “Dostum sana söylüyorum paran var mı??? Hey sağır mısın?” derken bir eliyle de küçük çakısını hazır tututmaktaydı. Erulain yeminini bozmak zorunda kaldı. Elini döndürerek parmaklarıyla küçük bir işaret yaptı ve bir anda denizcinin boğazı düğümlendi. Adam yere düşerek hırlamaya başladı . Tıslar gibi bir sesle “Kim..kim..kimsin..nesin..senn..” Erulain eliyle tekrar bir işaret yaptı. Denizci derin bir nefes alarak "Aman...ölüyordum az daha" diye inledi. Denizciyi iki yakasından tutarak “Burada kalınacak güvenli bir yer nereden bulabilirim” dedi ırmak yeşili bakışları ile adamı delerek. Adam korkarak “Şey…iki sokak ileride kemerli büyük bir yapı göreceksin. Yan tarafında arka sokaklara açılan dar bir geçit vardır. Oradan gir. Boylu boyunca hanların olduğu dar bir sokaktır burası.” Adamı serbest bıraktı Erulain. Adam boğazını oğuşturarak “Ama dostum, neresi olursa olsun, buralarda kimseye güvenme. Hiçbir yer güvenilir değildir.” dedi ve sırıtarak oradan kaçtı. Erulain adamın tarifi üzerine ilerledi. Burada neredeyse tüm binalar kemerliydi ama diğerlerinden daha büyük olan bu bina hemen göze çarpıyordu. Dediği dar sokağa girdiğinde sağlı sollu hanlar yeralıyordu. Karşılıklı binalar birbirlerine çok yakındı ve bu yüzden oldukça karanlık bir sokaktı. Güneş henüz batmamış olmasına rağmen bu sokağa gece erkenden gelmişti. Dar sokaktan ilerledi Erulain. En az çarşı kadar kalabalıktı burası. Hanlara giren çıkan yüzlerce denizci, uzun beyaz giysili siyah derili adamlar, dilenciler… ne kadar garip insan varsa burada toplanmışlar diye düşündü Erulain. Kafasında türlü düşüncelerle ilerlerken dalgınlığını hanın birinin önünden geçerken içerde kopan kıyamet dağıttı. Erulain duraklayarak hanın kapısına doğru bakarken geriye doğru aniden sıçarayarak bir adım atmak zorunda kaldı. Handan fırlatılan adam Erulain'in tam ayakları dibine düşmüştü. Kapıdaki iki iri yarı adam anlamadığı bir dille sertçe bağırıyor ve ellerini kollarını sallıyorlardı. Adamı o kadar sert fırlatmışlardı ki kapıdan dışarı, Erulain eğer çekilmemiş olsaydı onunla birlikte yere yuvarlanacaktı. İki iri yarı adam bağırmayı kesip tekrar hana geri girdiler. Yerdeki adam doğrulmaya çalışırken bir taraftan da inliyordu. Ağzından ve burnundan kanlar geliyordu. Erulain eğilerek adamın kalkmasına yardımcı oldu. Duyduğu keskin alkol kokusundan adamın sarhoş olduğunu anlamıştı Erulain. Saçı sakalı birbirine karışmış olan adamın üzerinde kaptanların giydiği türden eski ve yırtık bir kıyafet vardı. Adam ayakta duracak halde değildi ve nedense Erulain serseri kılıklı bu adama yardım etme ihtiyacı hissetti. Eğilerek adama "İyi misin? Dilimi biliyor musun?" diye sordu. Adam okkalı bir küfür savurduktan sonra "Kaldır beni be adam. Bakma aval aval.. Hay bin köpekbalığı ısıraydı beni.." dedi. Erulain eğilerek adamın bir kolunu omzuna aldı. "Dostum. Yardıma ihtiyacın var. Gel hadi" dedi. Bir yandan da kendi kendine ne tür bir belayı başına sardığını düşünmekteydi. Yakınlarda başka bir hana girdi Erulain. Oldukça loştu hanın içerisisi ve dumandan göz gözü görmüyordu. Tütün kokusu midesini bulandırdı Erulain’in. 2 oda istedi hancıdan. Hancı "Bu serseriyi iyi tanırım. Sürekli parasız gezer ve sarhoştur." dedi adamı işaret ederek Erulain'e. "Hanımda böyle sarhoşlara yer yok" dedi sertçe. Erulain ses tonunu yükselterek kaşlarını çattı. "Kalacak yer parası benden. Bir itirazın mı var?" "Parasını ödeyeceksen bu serserinin, bir itirazım yok tabi" dedi sırıtarak hancı. Erulain'deki para kokusunu alan hancı "Tabi birde çarşaf ve battaniye parası da vereceksin. Zira bu serserinin yattığı çarşaf ve battaniyelerden artık hayır gelmez." Bu sırada adam hanın girişindeki banklardan birine sıza kalmıştı. "Tamam" dedi Erulain. "Kes lakırdıyı da odamıza yiyecek birşeyler getir" dedi. Kendine şaşmıştı Erulain. Zira o genelde bu tarz konuşmazdı ama insanların arasında sözünü ancak bu şekilde dinletebileceğini öğrenmişti. 4 ay boyunca insanlarla dolu bir gemide yolculuk etmiş bu yolculuk sırasında uğradığı limanlarda da değişik insanlarla karşılaşmıştı. Bindiği geminin kaptanı görmüş geçirmiş iyi bir insandı ve Erulain’e hayattaki tecrübelerinden çok şeyler anlatmıştı yolculuk boyunca. İnsanların çoğuna güvenmemesi gerektiğini söylemişti ona. Erulain yolculuğunu Limanşehir’den kalkan son gemi bir baharat ticaret gemisi ile yapmıştı. Gelene kadar pek çok limana uğramışlar dolayısıyla Erulain’in yolculuğu Alduéren’inkinden uzun sürmüştü. Erulain sürekli olarak geç kaldığı için Alduéren'i bulmakta zorluk çekeceğinden korkuyor, ama yine de kalkan son gemiyi yakaladığı için kendini şanslı sayıyordu. O geceyi deliksiz bir uyku ile geçirdi Erulain. Ertesi gün erkenden kalktı.

Önceki akşam sokakta rastladığı adam hala kendi odasında uyumaktaydı. Hanın yemekhanesinde kahvaltı ederken adamın uyanmış olduğunu ve sendeleyerek kendine doğru yürüdüğünü gördü Erulain. Adam yaklaşarak masaya oturdu. "Sendin değil mi dostum. Sana çok minnettarım akşam için. Yıllar sonra yumuşak bir yatak ve temiz çarşaflar üzerinde uyudum" dedi. "Önemli değil" dedi Erulain soğuk bir edayla. "Dostum, neden yüzünü gizliyorsun. Böyle rahat yemek yiyebiliyor musun? Aç da yüzünü görelim yahu" dedi adam alaycı bir ifadeyle . Erulain "Yüzümü ancak yakın dostlarıma açarım" dedi. "Vaayyy..." dedi adam. "Amma da kaprisliymişsin dostum beee" dedi yine alaycı ifadeyle. Erulain bu durumdan hoşlanmamıştı. Yemeğini bırakarak ayağa kalktı. "Sen devam edebilirsin. Ben birazdan çıkıyorum. Bu gecelik oda paranı ödedim artık bugünden sonra kendi başının çaresine bakmalısın. Kör kütük sarhoş olmadan önce kendini sağlama alacak birşeyler bul" dedi sertçe. Adam " Dostum, dur yahu. Amma da alınganmışsın. Teşekkür ederim bu iyiliğin için. Ama bunun karşılığını da vermek isterim. Param pulum yok, dilersen sana rehberlik edeyim bu yabanıl şehirde? İlk defa geliyor olmalısın, bir süredir buradayım ve daha önce senin gibilerini hiç görmedim." Erulain "Kendi yolumu kendim çizmek isterim." diyerek ilerledi. Hanın çıkış kapısına kadar adam Erulain'e sürekli olarak yanında kalmak ve onun için birşeyler yapmak istediğini söylüyordu. Erulain en nihayetinde “Lütfen beni rahat bırak dostum. Sana iyi şanslar” diyerek adamı orada bıraktı ve handan ayrıldı. Önceki akşam gezmiş olduğu çarşıyı daha detaylı bir vaziyette dolaşmaya başladı Erulain. Kemerli beyaz binalar güneş altında göz alıcı bir parlaklığa bürünüyorlardı. Tenteler altına kurulu tezgahlarda garip kokulu baharatlar, inci, boncuk, kumaşlar satılıyordu. Çarşının içinden ilerledikçe hayvan pazarının olduğu alana geldi Erulain. Daha önce görmediği acayip sesli ve renkli tüylü kuşlar, tavuklar, koyunlar ve garip hörgüçlü ve boynuzlu hayvanlar satılıyordu. Az önce denizcilerle konuştuğunu gördüğü adamlardan birisine yaklaşarak sordu Erulain “İnsan pazarı ne tarafta” Siyah derili adam bembeyaz dişleriyle sırıtarak “Beyim kendine iyi bir kadın arıyor olmalı” dedi. Erulain bu ifadeden çok hoşlanmamıştı ama “Evet ama beyaz bir kadın arıyorum” dedi ve Alduéren’i tarif etti. “Beyim, genelde çingeneler vardır burada. Bazen anakıtadan yakalanan Keltleri getirirler ama çok nadir. Dediğin bir tarzda kadına da rastlamadım. Ama elimde güzel çingeneler var ister misin” dedi ve arkasında duran kocaman kafesin üzerindeki yırtık ve tozlu örtüyü kaldırdı. Esmer tenli 3 genç kadın korkudan büzüşüp kaçıştılar bir köşeye. Erulain kızların yüzündeki korkuyu gördü ve hiddetlendi. Lakin şu an Alduéren’i bulmak onun için en önemli şeydi ve oyalanmadan onu bulmalı ve bu garip ülkeden biran önce dikkat çekmeden ayrılmalıydı. “Teşekkür ederim” dedi Erulain. “Ben bu kadınlarla ilgilenmiyorum. Eğer tarif ettiğim gibi birini bulacak olursan Radas hanında kalıyorum. Bana haber gönderirsin.” dedi ve adamın avucuna 1 altın bıraktı. Siyah derili adam altını görünce yerlere kadar eğilerek “Aman yüce efendim. Dileğiniz emirdir benim için. Haber uçurayım hemen her yere, böyle bir kadın var mıdır bu diyarlarda.” “Tamam” dedi Erulain ve oradan ayrıldı. Çarşının içinde dolaşmaya devam etti. Önünden geçtiği evlerin açık kapılarından içerilere göz attı Erulain, belki Alduéren’i görürüm ümidiyle. Güneş tam tepeye yükselmiş, sıcaklık dayanılmaz bir hal almaya başlamıştı Erulain için. Biryerlerde oturup dinlenmeye karar verdi. Dar bir sokak içerisinde yeralan ve yemek kokuları yükselen bir mekan dikkatini çekti. O yöne doğru yürüdü Erulain. Uzunca bir süredir izlendiğinin farkındaydı ve peşindekinin kim olduğunu da biliyordu. İçeri girer gibi yapıp kalabalıktan faydalanarak mermer sütunlardan birisinin arkasına gizlendi. Adamın Erulain'in içeri girdiğini sanarak arkasından tam içeri gireceği sırada Erulain sütunun arkasından çıkarak adamın önüne dikildi ve “Dostum, beni izlemekten bıkmadın mı” dedi. Adam şaşkın gözlerle “Hay denizlerin kara laneti, nasıl da anladın seni izlediğimi yahu” dedi. “Sende bir tılsım var dostum, içindeki ses seni izlememi söyledi. İnan gerçekten kötü bir niyetim yoktu seni izlemekte.” Erulain iç çekerek “Tamam, tamam” dedi. Nedense bu adama karşı kızamıyor, tam tersi içindeki bir ses ona yardım etmesini söylüyordu. “Gel hadi” dedi Erulain. “Sıcaktan bunalmış görünüyorsun. ” dedi. Tentelerin altına yerleştirilmiş küçük hasır taburelerin olduğu yere doğru ilerlediler. Soğuk sularını yudumlarken adam Erulain'e "Kimsin dostum, çok farklı birisin, seni hangi rüzgarlar attı" diye sordu. Erulain "Dostum izin verirsen burada soruları ben sorayım" dedi kendinden emin bir edayla. "Tamam" dedi adam ve Erulain devam etti "Sen kimsin, buranın yerlisi değilsin. Üzerinde kaptanların giydiği türden bir giysi var ve buralarda aylak aylak dolaşmaktasın" Derin bir iç çekti adam "Ben dostum" dedi "Adım Jasfid. Jasfid de Javinoriel. Giysime gelince. Evet. Bir kaptandım. Ama..." "Ama ne" dedi Erulain. "Ben bir korsan gemisinin kaptanıydım" dedi adam. Erulain "Peki nedir öyleyse seni bu hallere getiren?" diye sordu. Jasfid devam etti. "Sandığın gibi değil dostum. Ben o kadar da kötü bir insan değilim. Bizler sadece korsan gemilerini soyan diğer korsanlardanız. Yani korsanlardandım" dedi hayıflanarak. Erulain "Anlıyorum ama bu durum hala şu an içinde bulunduğun durumun nasıl olduğunu açıklamıyor" Jasfid sözünü kesti Erulain'in. "Ben ne çok iyi ne de çok kötü bir adamım dostum. Smyria adalarında doğmuş balıkçı bir çingenenin oğluyum. Gariptir, babam neden balıkçıdır bilinmez. Adadaki çingelerden çoğu denizden uzaktır. Anneme gelince, onu hiç tanımadım bile. Kendimi küçük yaşlarda babamla birlikte denizde buldum ben. Balıkçılık giderek sıkıcı gelmeye başladı. Kazancımız ancak kendi boğazımıza yetiyordu. Birgün bir arkadaşım korsanlara katılacağını ve bu işte iyi para olduğundan bahsetti. Günden güne bu fikir beynimi kemirmeye başladı. 25 yaşlarındaydım ve bir gün balıkçılıktan istifa edip kendi gemimle korsanlığa başladık. Benim gibi düşünen birkaç arkadaşım da benimleydi. Fakat biz diğerlerinden farklıydık. Bizler sadece adalar arasında korsanlık yapan korsan gemilerine saldırıyorduk. Güçlü adamlarım vardı ve kısa sürede ünümüz yayıldı. Korsanlıktan avareliğe geçişime gelince, herşey 3 yıl önce oldu. Durthan gemiye yeni alınmış adamlarımdan biriydi. Sadece korsan gemilerine değil, sivil ticaret gemilerine de saldırmamız gerektiği konusunda adamlarımı ayarttı dostum. Aradan geçen zaman dostlarımı çok değiştirmiş, hepsinin gözlerini para hırsı bürümüştü. Bizim sayemizde korsan gemileri azalmaya başlamış dolayısıyla bizlerin de gelirleri azalmıştı. Durthan bu sebepten dolayı artık sivil ticaret gemilerine de saldırmamızı öne sürüyordu. Çıkan bir isyan sonucu işte bu kahrolası kara heriflerin ülkesine hapsedildim." Erulain "Neden bu kadar çabuk pes ettin peki, bir başka gemide kaptanlık yapabilir, hayatına yeniden yön verebilirdin." "Onu unutamıyorum dostum, asla unutamıyorum" dedi Jasfid. Gözleri dolmuştu. "Kimi?" dedi Erulain. "Bana karşı geldiler ve beni bağlayıp geminin ambarına hapsettiler. Sonra da gördükleri ilk gemiye saldırdılar. Adakıtadan anakıtaya geçen insanlardı bunlar. Fazla bir ticari yükü de yoktu. Durthan haininin küçük bir altın kolyeyi almak uğruna gözlerimin önünde boğazladığı o genç kadının gözleri dostum. Hala aklımda.. asla unutamıyorum. Ondan beridir yaptıklarımdan ve bunun gibi hainlere hizmet ettiğimden dolayı pişmanlık duyuyorum. Ben kahrolası bir adamım dostum çünkü buna ben sebep oldum" Erulain Jasfid'in hikayesini dinledikten sonra onun artık neden bu halde olduğunu anlayabiliyor ve ilk anda ona karşı duyduğu hislerin nedenini şimdi çözebiliyordu." "Sen iyi bir adamsın Jasfid de Javinoriel " dedi Erulain. "Onurlu bir bir adamsın." Jasfid şaşkın gözlerle baktı Erulain'e. "Fakat yaptıklarından duyduğun pişmanlıktan dolayı kendine bu cezayı vermeni doğru bulmuyorum." dedi Erulain. Adama dikkatlice bakınca saçı sakalına karışmış, esmer tenli bu iri yarı adamın aslında heybetli bir denizci olduğunu farketti Erulain. "Sana bir teklifim var dostum" dedi Erulain. "Dileğin emirdir dostum, nedir arzun, benden isteğin?" "Bana yardım etmeni istiyorum" dedi Erulain. "Çok yakın bir dostumu bulmana yardım etmeni" "Tamam" dedi Jasfid, "Zaten o siyah herifle konuşurken de duydum bu hikayeyi. Ama benim de bir isteğim var bundan önce" dedi. "Nedir" diye sordu Erulain "Şu kahrolası yüzünü aç da göreyim" dedi Jasfid gülümseyerek. Erulain " Sırası gelecek. Gel seninle hana geri dönelim. Orada konuşuruz ayrıntıları" dedi. Oradan ayrılarak hana vardılar. Hancının şaşkın bakışları altında Erulain'in odasına yöneldiler. Böylesine bir serseriyle garip bir yabancının dostluğu herkesçe tuhaf karşılanmıştı. Erulain sebebini bilmediği halde bu adama karşı güven hissi duyuyordu. Odaya geldiklerinde Erulain "Şimdi burada gördüklerinden sakın kimseye bahsetme" diyerek açtı kafasındaki beyaz örtüyü. Jasfid gözlerine inanamadı "Hay mürekkep balıkları aşkına. Sen..sen bir uzun kulaksın!" Erulain "Yani bir elf demek istedin" dedi kaşlarını çatarak. "Dostum" diye devam etti. "Şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle ve bana yardımcı ol." Başından geçen hikayeyi anlattı Erulain Jasfid'e. Jasfid de bu garip yabancıya nedense hayranlıkla karışık bir saygı duyuyor, minnetini belirtmek için de elinden geldiğince ona yardımcı olmaya çalışıyordu. Ertesi gün yeni giysiler alındı Jasfid için. Traş olup banyo yaptıktan sonra o sokak serserisi gitmiş, yerine heybetli, gür top sakallı, esmer yüzündeki kılıç izinin ayrı bir ifade kattığı sert bakışlı bir denizci gelmişti. O kadar değişmişti ki hancı onu gördüğünde tanıyamamıştı. Onu tanıyan birtek arada sırada yiyecek artıklarını paylaştığı sadık dostu sokak köpeği Punchkin olmuştu. "Hey dostum" dedi Jasfid simsiyah uzun tüylerini okşarken köpeğin. "İşte..amma da fiyakalı olmuşum değil mi." dedi gülerek. Erulain "Bu kadar oyalandığımız yeter. Artık ciddi anlamda onu aramaya başlamamız lazım" dedi Erulain ve birden irkildi. Köpek boşlukta bir noktaya bakıp havlamaya başladı. Jasfid "Nedir dostum neler oluyor" diye şaşkın bakışlarla etrafında bir tur attı. Erulain karşısındaki garip kadını daha önce de görmüştü. "Gözlerimiz üzerinde yabancı. Sakın bir yanlış adım atma" dedi kadın pis dişleriyle sırıtarak. Yılanın kırmızı gözleri bir parladı sonra hepsi birden kayboldular. Köpek havlamayı kesti. "Oydu" dedi Erulain. Buraya gelirken gördüğüm o garip kadın" "Ben hiçbirşey görmedim" dedi Jasfid "Bu kahrolası yerde türlü cin hikayeleri anlatırlar zaten" dedi sinirli bir ses tonu ile. O sırada elf hisleri yanlız olmadıklarını hatırlattı Erulain'e. Jasfid'e doğru eğilerek "Dostum, kılıcını hazır tut. İzleniyoruz" dedi. Jasfid "Kim acaba onlar. Dostum, çarşıda konuştuğun o adamı gözüm tutmadı. Buradaki insanları tanımazsın. Güvenmediğin adamlarla konuşmamalıydın. Sende para olduğunu farkettiler. Paranı istiyor olabilirler mi?" Erulain "Bilemiyorum dostum, sanmam. Bellerindeki kılıçlar en az 10 altın eder. Zengin birisine hizmet ediyor olmalılar. Hadi şu aradan girelim" dedi ve Jasfid ile birlikte gösterdiği küçük dar sokağa girdiler. Punchkin de onları izliyordu. Burada neredeyse tüm sokaklar dardı ve birbirlerine benziyorlardı. Kimsenin olmadığı eski ve terkedilmiş bir binaya girdi Erulain. Jasfid " Ne yapıyorsun dostum, burada bizi gırtlaklasalar kimsecikler duymaz." Erulain "Sabırlı ol ve hiç ağzını açma" dedi. Cebinden çıkardığı küçük keseden mavi bir toz çıkararak Jasfid'in şaşkın bakışları arasında garip elfçe birşeyler söyledi ve Jasfid "Aman körolası denizanaları çarpaydı beni, kollarım bacaklarım yok oldu" diye bağırdı. Erulain "Sakin ol, sana sessiz olmanı söylemiştim korkacak birşey yok, bekle" dedi. Punchkin olanlara bir anlam veremiyor, boş gözlerle en yakın dostunun ve uzaklardan gelen bu garip adamın yavaş yavaş gözden kaybolmalarını izliyordu. İçeri bellerindeki pahalı kılıçlarla iki iri yarı adam girdi içeri. Etrafı kolaçan ettiler, ama başıboş gezen bir köpekten başka hiçbirşey göremediler. Birbirleriyle konuştuktan sonra sonra binayı terkettiler. Erulain Jasfid'e dönerek "Ne dediler birbirlerine anladın mı?" diye sordu. Şaşkınlıktan dilini yutmuş olan Jasfid "Ee..evet. O iki adamı bulamazsak hanımımıza ne deriz dediler. " dedi. Büyünün etkisi çok uzun sürmemiş, adamlar ayrıldıktan kısa bir süre sonra tekrar görünür hale gelmişlerdi. Şaşkınlığı geçen Jasfid "Adamım sende ne numaralar varmış ya. Bunu nasıl yaptın" diye sordu. "Biz elfler büyü konusunda doğuştan yetenekliyizdir. Ama burada bunu kullanmak istemiyorum, çünkü bir o kadar da dikkat çekmemize neden olur. Şimdi gel sıra bizde. Bizler izleyelim şu adamları. Kimlermiş, hanımı kimmiş ve bizi niye izliyorlar" dedi Erulain. İçinden bir ses tüm bunların Alduéren ile alakalı olduğunu söylüyordu. Çünkü tüm bu adamlar onun Alduéren'i aramaya başlamasıyla karşısına çıkmışlardı. "Senin gibi biriyle ölüme bile giderim" dedi Jasfid. Erulain elini Jasfid'in omzuna koyarak "Sağol dostum" derken Jasfid, güneşten yanmış esmer teniyle tezat oluşturan bembeyaz dişleriyle gülümsemekteydi. Punchkin ise yeniden dostuna kavuşmanın mutluluğu ile kuyruğunu sallarken yapılacak işlere dair planlar en ayrıntılı detaylarıyla konuşulmaya başlamıştı.



Bölüm 12



YILDIZLARDAN GELEN HABERLER



Loreena sık sık uğradığı cam fanusu andıran sihirli bahçesine o sabah her zamankinden erken gelmişti. İçindeki bir süredir hissettiği huzursuzluğun beraberinde tehlike mi yoksa iyilik mi getireceğini kestiremiyordu. Aarab girdi içeri "Hanımım" diye seslendi. Loreena mavi güllerinin başından kalkarak "Söyle Aarab, onları bulmuşlar mı?" Aarab "Hanımım, yabancıyı ve yanındaki denizciyi izlemişler ama kaybetmişler. Kaldıkları hanı bulduk ama çoktan ayrılmışlar. İki gündür de bir haber yok. Sanırım adamlarımızı farkettiler ve saklanıyorlar." Loreena "Aarab, içimdeki huzursuzluk büyüyor. İyiye mi kötüye mi delalet bilemiyorum ama o yabancıyı biran önce bulmamız gerekiyor. Yıldızlar bana uzaklardan gelen yabancıyı işaret ediyor. Kimmiş bir bilgi var mı hakkında?" diye sordu. Aarab "Sadece Alduéren’i çağrıştıran bir kızı aradığını biliyoruz.” dedi. Loreena’nın ülkenin dört bir yanına gönderdiği gözcülerinden Haelat, Loreena’nın isteğini üzerine bir süredir şehri taramaktaydı. Loreena’nın tarifi üzerine beyazlı yabancıyı bulmuş, ondan şüphelenmiş ve bir süre onu izlemişti. Ulaklarla da saraya haberini iletmişti. " Loreena "Tamam Aarab, adamlarımız yine de çok iyi izlesinler etrafı. Kimler neler yapıyor bilmemiz lazım. Zira bu kötü adamlarla tek başına başa çıkamıyoruz” dedi hayıflanarak. Aarab “Sizleri çok iyi anlıyorum Kraliçem. Malesef bu ülkedeki kötülük ve kaos öyle başını aldı ki, karşılarına dikebileceğimiz güçlü bir ordumuz yok. Halkı kontrol altına alamıyoruz. Her nevi kötülük, köle ticareti, hırsızlık kol gezmekte.”

Loreena “İşte bu yüzden Aarab, aralarından çekerek çıkarttığımız bu iyi ve değerli insanları burada eğitiyor, yetiştiriyor, daha iyi ve kültürlü bir toplum yaratmak için uğraşıyoruz. Çünkü bu gençler yavaş yavaş şu ankilerin yerlerini alacaklar. Cehalet ve kötülükle ancak bu şekilde savaşabiliriz.” dedi. Aarab “Peki hanımım, yabancıyı bulunca ne yapacağız” Loreena dönerek "Aarab, bana bir söz vermeni istiyorum. Yabancının kılına zarar gelmeyecek. Adamlarını sıkı tembihle. Ona zarar vermesinler" dedi. Derinden bir iç çekerek "Tamam Aarab, gidebilirsin" dedi. Aarab ağır adımlarla yanından ayrılırken kendi kendine Alduéren'in kendisini Ammar-I Diyar’a kadar takip eden, ve heryerde onu arayan bu yabancının kim olduğu hakkında fikri olup olmadığını sorguluyordu. Camlı bahçeden çıkarak cam kubbeli salona doğru ilerledi. Yarı yolda sabah yürüyüşüne çıkmış olan Wenceslas ile karşılaştı. Sakalları yeryer kırlaşmış heybetli adam, Loreena’nın uzun beyaz yüzünü iri parmaklı elleri arasına aldı. "Hanımların hanımı güzel Loreena'm. İçinde seni kemiren yılanı bana anlatmaya ne dersin" dedi babacan bir gülümseme ile. Loreena "Kralımızı rahatsız etmek istemedim bugüne kadar. Lakin bu diyarlara uzaklardan gelen yabancılar tedirgin etmektedirler beni. " "Kimdir bu yabancı" dedi kral meraklı bir iafedeyle "Nedendir bana bahsetmeyişin?" Loreena "Gelin sizinle taht odanızda konuşalım" dedi. Yerden tavana dek yükselen koca camlarla çevrili taht odası, çiçeklerle donatılmış ve yasemin kokularıyla sarılmıştı. Loreena meraklı gözlerle kendine bakan Wenceslas'ın yanağına bir buse kondurduktan sonra sözlerine başladı. "Kralım, bir hafta kadar önce bir rüya gördüm. Beyazlar içinde bir el Alduéren'i çekip aldı benden. İçimdeki yıldızın ışığının söndüğünü gördüm. Bu rüya ertesinde gözcülerimiz şehirde beyazlar içindeki bir yabancının Alduéren'e benzer bir kızı aradığı haberi ulaştırdılar bana. Başta onun bir casus olduğunu zannındaydık. Bizlere ve Alduéren'e bir zarar vermesinden korkuyorum" Wenceslas düşünceli bir biçimde sakalını oğuşturarak bakışlarını yere dikti. Bir iki adım attıktan sonra dönerek "Loreena'm. Hiçbir şeyi kötüye yorma. Bırak, yabancının buraya gelmesine izin ver. Hiçbir şey, hiçbir kimse ne bize ne de Alduéren'e zarar vermeyektir. Dışarıdaki bu kötülüğün, ki eğer bahsettiğin kişi kötülük için geldiyse, sarayımıza kadar erişmesine asla izin verilmeyecektir." Loreena "Sizi anlıyorum kralım ama bu kişi kimse düşüncelerim ona ulaşamıyor. En az benim kadar güçlü birisi olmalı. Kendisine erişmemi engelliyor ve korktuğum nokta da bu. Karşımdakinin kim olduğunu bilememek." Wenceslas gülümsereyek baktı Loreena'ya "Hanımların en güzeli, hanımeli yasemin kokan Loreena'm. Kaygılarını bırak bir kenara. Zaman herşeyi ortaya koyacaktır. Alduéren'e de bu olaydan bahsedip boşu boşuna endişelenmesine ya da ümide kapılmasına izin verme sakın" derken Loreena kralın kollarına atılarak içindeki huzursuzluğu bir nebze olsun kenara bıraktı.



"Hay kahrolası kum iblisleri" dedi Jasfid. Erulain'in ifadesiz bakışları karşısında denizci, kumlarla boğuşuyordu. " Şuraya bak. Heryana dolmuşlar, şilteme, çeplerime bile. Tütün tabakam da dolmuş. Kahrolası kumlar" . Erulain "Biraz daha az gürültü yapamaz mısın?. İki gündür sorunsuzca bu adamlardan gizlendik ve saraya kadar izlerini tuttuk. Neden çabalıyorum ki boşuna! Sen ve gereksiz yere havlayan bu köpeğin sayesinde yakında bizi bulacaklar." dedi Erulain hiddetle.

Jasfid "Tamam adamım. Kusura bakma. Bunca yıldır buradayım ama yine de alışamadım şu kumlara. Fena halde kaşındırıyorlar beni." "Tamam, pekala" dedi Erulain. "Gücünü geceye sakla. Yakında kurtuluyoruz bu viraneden". Erulain ve Jasfid izlendiklerini farkettikten sonra gece gizlice handan ayrılıp saraya sakın bir bölgede terkedilmiş bir binalardan birisinin yeraltında kalan ambarında saklanmışlardı. Sarayın çevresindeki binalar, eski Ammar-I Diyar uygarlığından kalan çok eski binalardı. Kral Wenceslas’tan çok çok önceleri dönemin en medeni uygarlıklarından birisi olan Ammar-I Diyar, kötü ve ilgisiz yönetimler sonucu bugünkü kaos ve kötülüğün hakim olduğu, adeta bir sürgün yeri haline gelmiş bir ülke olmuştu. Wenceslas, ülkedeki kaos’u tek başına önleyecek kadar güçlü değildi. Loreena kraliçe olduktan sonra elflerden yardım istenmişti ancak burası elflerin pek de alışık olmadığı bir ortama sahip oldukça uzak bir diyardı ve Ammar-ı Diyar’ın garip büyücüleri, elflerin çözemedikleri eski kültürlere dayanan büyülerle yardıma gelen az sayıdaki elf savaşçılarını da geri püskürtmüştü. Bu yenilgiden sonra umutları sona eren Wenceslas’ın yanında çok az yandaşı vardı. Halk, yıllarca süren baskıcı ve ilgisiz kötü yönetimden dolayı artık sarayı dinlemiyordu. Wenceslas herne kadar iyi bir insan da olsa artık bu olguyu tek başına değiştiremiyordu. Herkesi bu kaosun içinden çekip çıkaramayacağını anlayan Wenceslas için yapılabilecek ilk şey sevdiği, güvendiği iyi insanları korumak olmuştu. Kötüler iyileri yutmadan önce onlara sahip çıkılmalıydı. Bu fikirden yola çıkarak saray çevresindeki bu binaları boşalttırmıştı Wenceslas. Onun için çok zor olmuştu ama tehlike ve kötülük ne kadar uzak olursa o kadar iyi olacaktı. Erulain ve Jasfid’in saklanmakta oldukları bu bina da bu dönemde terkedilmiş ve ambarının yarısı da zamanla kumla dolmuş binalardan birisiydi. Erulain "Şimdi tekrar edelim ne yapacağımızı" dedi. Jasfid kara gözlerini iri iri açarak "Tamam dostum. Şimdi sen gece yarısından sonra dikenli sarmaşıklarla sarılı yüksek duvarlarına tırmanarak gizlice saraya gireceksin. Ben de duvar dibinde ayyaş kılığında dolanacağım. Korkma, elimdeki içki şişesinden bir yudum alırsam köpekbalıkları parçalasın beni. Sadece hani..anlarsın ya. İnandırıcı olmak için. Ne de olsa onlar beyazlar içinde bir yabancı ve bir denizciyi arıyorlar. Punchkin de benimle olacak. " Erulain "Tamam. Zaten fazla uzun sürmeyecek. Biz elfler sarmaşıklara tırmanmaya alışığızdır. Kısa sürede duvarın öbür yanına geçip etrafı kolaçan edeceğim. Hanım kimmiş öğreneceğim ve tabi..Alduéren..onunla ne bağlantısı olduğunu da". "Şans seninle olsun" dedi Jasfid.



Gece yarısını geçmişti. Tepede yükselen parlak dolunay etrafı aydınlatmaktaydı. Kararlaştırdıkları üzere Erulain çevik bir hareket ve ivedilikle tırmanmaya başladı sarayın dış duvarını çevreleyen sarmaşıkları. Tırmanmaya başlamadan evvel çölde başına gelen olayı anımsamış, bu sihirli sarmaşıkların da ona geçit vermeyebileceğini aklından geçirmişti. Sarmaşıkların sihirli olduğu kesindi. Çölün ortasındaki bu kurak diyarda tek bir çalı bile yetişmezdi normalde. Ama korktuğu gibi olmadı. Burası garip bir diyardı ve heran herşeyin olabileceği gerçeği, önsezileri oldukça güçlü olan Erulain'i bile oldukça şüpheci yapmıştı. Erulain kolaycacık duvarı tırmanıp öbür tarafa geçti. Etrafta gezinen nöbetçileri görüyor, bir eliyle kılıcını hazır tutuyordu. Sessizce ilerledi çalıların arasından Erulain. Uzaktan duyduğu kahkaha sesleri dikkatini o yöne çekti. Sesler çok uzaktan geliyordu fakat elf gözleri ilerde birbirleriyle şakalaşan bir grup genç kızı rahatlıkla görebilecek yeteneğe sahipti. "Alduéren" dedi içinden. Onu görmeyi o kadar arzu etti ki o an gördüğü şeyin bir an için gerçek değil gözlerinin ona oynadığı bir oyun zanletti. Fakat yanılmadığını anladığında içinde müthiş bir sıcaklık hissetti. Evet..birbirleriyle şakalaşarak ilerleyen genç kızların arkasından sessizce izleyenlerden Alduéren diğeri de Frieda'dan başkası değildi. Peki ama ona nasıl yanaşacaktı. Kalabalıklardı, etraflarında bir sürü nöbetçiler vardı. Daha da kötüsü Alduéren onun bir hain olduğunu sanıyordu ve karşılaştığında mutlaka tepki gösterecekti. Beklemeye karar verdi. Hayatında ilk defa saniyeler birer asıra dönüştü Erulain için. Beklemek zorundaydı, çünkü şu an için yapabileceği en iyi şey buydu.



O gece diğerlerinden farklıydı Alduéren için. İlk defa kendini oldukça huzurlu hissetmişti. Cam kubbeli salonda diğer kızlarla şarkı bile söylemişti. O gece Loreena kızlara katılmayı planlamamıştı ama Frieda Alduéren'in bu neşeli halini görmesi için çağırdığında hiç vakit kaybetmeden geldi yanlarına. Gece yarısını çoktan geçmiş, günün yorgunluğu bir yorgan gibi kaplamıştı üzerini Alduéren'in. Diğer kızlara iyi geceler diyerek yavaş adımlarla ilerledi Alduéren ve Frieda odalarına. Alduéren, kendini zaman zaman yanlız hissettiği bu diyarda Frieda’yı kendine oldukça yakın bulmuş ve onunla aynı odayı paylaşmak istemişti. Tüm gün sessiz kalmayı yeğleyen Alduéren, bazen sabahlara kadar Frieda ile dertleşiyor, Frieda’da geleceğe ait planlarını Alduéren’e anlatıyordu. Kepengi açık olan pencereden dolunay tüm çıplaklığıyla görünüyor, parlak ay ışığı neredeyse tüm odayı aydınlatıyordu. Odaya girip kapıyı kapattılar. Frieda iyi geceler diyerek derin bir uykuya daldı kısa bir süre içinde. Yatağına sırtüstü yan olarak uzandı Alduéren. Dolunaya bakan pencere tam karşısındaydı. Derin bir iç çekti. Etrafına bakındı ve birden bire irkildi. Odanın içinde birşeyler ters gitmekteydi sanki. Ayağa fırlayarak kapıya doğru yönelmek istediğinde ayaklarının yere basmadığını farketti. Bağırmak istedi ama ağzının üzerini kapatan ince uzun parmaklar buna engel oldu. Dehşetle iri iri açtı gözlerini. Debelenmeye ve kendisini diğer koluyla belinden kavrayarak yerden yukarı kaldıran bu şeye tekmeler savurmaya başladı.

"Sakin ol Alduéren, lütfen sakin ol" dedi Erulain. Alduéren oldukça korkmuştu ve onu dinlemiyordu bile. Kolları sıkı sıkıya kavranmış olduğundan hareket ettiremiyor ancak attığı tekmeler ile düşmanından kurtulmaya çalışıyordu.

Tekmeleri oldukça güçlüydü fakat Erulain gibi birisi için fazla bir önem taşımıyordu. Sonkez "Alduéren, yalvarırım sakin ol, sana asla zarar vermeyeceğim, lütfen beni bir dinle" dedi Erulain. Alduéren'i sertçe tutup kendine doğru döndürdü ve onu bir anda serbest bıraktı. Hızla yere düşen Alduéren kafasını kaldırdığında gözlerine inanamadı. "Sen..sen hain..ne ararsın buralarda" derken nefesi kesik kesikti. Ayağa kalktı. Bir müddet hiçbirşey söylemeden Erulain'in gözlerine baktı. Gürültülerden uyanan Frieda ani bir hareketle yatağından fırladı “Neler oluyor! Alduéren!!! Alduéren” diye acı bir çığlık attı. Frieda’nın çığlığıyla irkilen Erulain’in bir anlık arkaya bakmasını fırsat bilen Alduéren, eline geçirdiği bakır ibriği Erulain’in kafasına indirdi ve “Frieda koş çabuk! Koş” diye haykırdı. Erulain, biran için bile olsa sersemlemişti. Frieda hızla kapıya doğru yöneldi. Şaşılacak biçimde hızlı hareket ederek odadan çıktı, trabzanlara tutunarak "Yardım edin!" diye haykırdı. Alduéren de Frieda’nın arkasından hızla odayı terketmişti. Erulain bunu farkettiğinde artık çok geçti, onlara yetişememişti. Çığlıkları ilk duyan kişi Loreena oldu. Odası çok uzakta olmasına rağmen o gece içindeki huzursuzluk daha önce duymadığı boyutlara ulaşmış, uyku tutmadığından odasını çevreleyen küçük balkonunda ay ışığı altında düşünceleriyle başbaşa kalmaktaydı. Frieda’nın çığlığı hızla odadan fırlamasına neden olmuştu. Wenceslas tatlı uykusundan uyanıp neler olduğunu kavrayana dek Loreena kızların odasına doğru hızla koşmaya başlamıştı. Bir yandan da sürekli "Aarab..Aarab..yardım edin..yardım edin" diye haykırıyor, bildiği büyüleri aklından birer birer geçirmeye çalışıyor fakat heyecanı hiçbirisinin sözlerini tam olarak hatırlamasına izin vermiyordu. Kızlar bağrıştıktan sonra kuleden aşağıya inen merdivenleri hızla adımlamaya başlamışlar, Erulain de onların peşinden koşarken bir yandan da ok ve yayına davranmıştı. Alduéren “Koş Frieda, koş” diyerek kendini Frieda’ya siper ediyordu. Nöbetçiler kulenin tepesindeki garip adama nişan almış, üzerlerinde altın rengi kuş tüyleri bulunan oklarını salmaktaydılar. Aarab garip bir lisanda adamlarına emirler yağdırıyordu. Erulain kötü niyetli olmadığını anlatmak için mümkün mertebe kimseye saldırmıyor, sadece gelen oklardan sakınmaya çalışıyordu. Koşarak avluya vardı Alduéren ve Frieda, koşarak kendilerine kucak açan Loreena ile karşılaştılar. Büyük bir sevgiyle sarıldı Loreena Alduéren ve Frieda’ya. Sanki kendi çocuğunu korumak isteyen bir anne şevkatiyle. Nöbetçiler garip yabancının ardından oklarını birer birer sallıyor, yabancı büyük bir ustalıkla bu oklardan sıyrılıp Loreena, Alduéren ve Frieda’nın bulunduğu avluya doğru hızla yaklaşıyordu. Alduéren "Loreena, Frieda’yı uzaklaştır buradan! Kılıcımı verin, silahımı verin, uçurayım onun kellesini" diye haykırırken, Loreena gözlerini kısmış bir biçimde kendilerine hızla yaklaşan yabancıya dikmişti hiddetli gözlerini. Alduéren’i kolundan çekerek geriye aldı. Gövdesini Alduéren ve Frieda’ya siper ederek iki elini birleştirdi Loreena göğsünün üzerinde. "Nin thruinan salane amenia" diye hayrıkırken birden etraftan bir toz bulutu dönmeye başladı. Kızlar şaşkınlıkla geriye doğru bir adım attılar. Loreena'nın önünde giderek helezon biçmini alan toz bulutu ışıklar saçmaya ve etrafında büyük ve soğuk bir rüzgar oluşturmaya başladı. Yabancıyı kovalamakta olan nöbetçiler rüzgarın etkisiyle yavaşlamış, korkulu gözlerle olan biteni seyretmekteydiler. Toz bulutu yükselerek soğuk bir buz topunu andıran küre haline geldi. Loreena iki elini ileri doğru iterek "Nonthe amen quintala hamdrir" diye haykırdı ve buz kütlesini andıran soğuk hava bulutu dönerek hızla Erulain'e doğru ilerledi. Fakat birden ortaya çıkan bir alev topu havada buz kütlesi ile karşılaştı ve gözleri kör eden bir ışık çıktı ortaya. Kuvvetli patlamalardan sonra ortalık yatıştı.Herkes şaşkınlıktan dilini yutmuş kimse şaşkınlıktan bir tek laf edemiyordu. Aarab yutkunarak etrafa bakınmaktaydı. Hanımını ilk defa bu denli hiddetli görüyordu. Şaşkınlığını ilk yenen Wenceslas oldu. Koşarak geldi Loreena'nın yanına. "İyi misin, iyi misiniz?" derken gözleri Loreena ve kızların üzerindeydi. Loreena karşısında vakur bir edayla duran hiç de sıradan birisi olmadığını anladığı yabancıya bakarak "İyiyim Kralımız, hem de hiç olmadığım kadar" diyerek gülümsedi. Aarab belindeki kılıca davranarak yabancıya doğru atıldı. "Dur!" dedi Loreena "Siz de durun, indirin oklarınızı" diye haykırdı nöbetçilere doğru. O sırada Alduéren "Hayır! O bir hain, onu öldürün" diye bağırdı. Loreena, Alduéren'e dönerek "Sen de dur ve izin vermeden konuşma." dedi, ilk defa Alduéren'e karşı sert davranarak. Yabancıya çevirdi gözlerini. Elfçe birşeyler söyledi. Yabancı yavaş adımlarla ilerledi. Başındaki beyaz kapişonu geriye doğru atarak Loreena'ya cevap verdi. "Sarayımıza hoş geldin Erentain oğlu Erulain" dedi Loreena. Alduéren duydukları karşısında oldukça şaşırmıştı. "Sen..sen onu nereden tanıyorsun. " dedi Alduéren. Loreena gülümseyerek Alduéren'e döndü ve "Nereden mi tanıyorum. Aslında tanımıyorum. Ama bu büyüye karşılık verebilecek tek bir sülale var. O da Elainéia’ın soyundan gelenlerdendir sevgili kızım, yani benimle aynı soyu paylaşanlar" derken Alduéren sendeleyerek düşmemek için Kral'a tutundu. "Bana hiç akrabalarından bahsetmemiştin" dedi Kral. "Evet" dedi Loreena. "Kimseye bahsetmedim bundan. Çünkü ben o hayatımı kimseye anlatmamak üzere kalbime gömdüm. Aksi halde geri dönüşü olmayan bu diyarlarda yaşamak bana bir sürgün gibi gelecekti." Kral devam etti. "Güzel Loreenam, peki..özgür bir kadın olduğunda neden kaldın bu diyarlarda. Geri dönebilirdin." Loreena Kral'a doğru yürüdü ve ellerini tuttu. "Sizi hep sevdim Kralım, bu sefer de size olan sevgimden dolayı kalbimde gömülü tuttum hatıralarımı. Çünkü sizin sevginiz herşeyden yüce benim için" Sonra Erulain’e dönerek “Hakkınızda çok şeyler duydum. Kötü şeylerdi bunlar. Sanırım ortada büyük bir yanılgı var. Alduéren sizin bir elf olduğunuzdan bahsetmemişti. Şimdi sizden gerçek hikayenizi duymak isterim.” Alduéren şaşkınlıkla karışık utançla öne fırlayarak “Evet. Senin bir elf olduğundan bahsetmedim, çünkü Loreena elflerin böyle şeyler yapabileceğini duyunca çok üzülecekti” dedi. Herkesin şaşkın bakışları altında Erulain yavaş adımlarla ilerleyerek Alduéren’in kızarmış yüzünü ince parmaklı elleri arasına aldı ve alnına bir öpücük kondurdu. “Sana bir hayat borçluyum sevgili Alduéren’im. Sana bu hainliği nasıl yaparım bir düşünsene” derken ırmak gözleri Alduéren’in derin mavi gözlerinde enginlere dalıp gitmişti.

"

 
Oturum Aç
Takma isim

Parola

Henüz bir hesabınız yok mu? Yeni bir tane yaratabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yöneticisi, yorum yönetimi ve kendi adınızla yazı girişi gibi imkanlardan faydalanabileceksiniz.

İlgili Linkler
· Hikayeler Hakkında
· Yayınlayan Editör: ringmaster
· Ana Sayfa


Hikayeler Hakkında en çok okunan :
Gölgelerin İçinden


Yazıcı Dostu Sayfa  Bu Yazıyı bir Arkadaşınıza Gönderin

"Hikayeler: Alduéren (KAYIP YILDIZIN IŞIĞI) 11 ve 12. BÖLÜMLER" | Oturum Aç/Yeni Hesap Yarat | 38 yorum
Puan
Yorumlar gönderene aittir. İçeriğinden hiçbir şekilde site ve site yönetimi sorumlu tutulamaz.
JASFID DE JAVINORIEL (Puan: 1)
Gönderen hmtekin Tarih: Mayıs 07, 2003 - 15:57:43
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder) http://halilmtekin.sitemynet.com/hmtekin
Sevdim bu adamı.Kişilik yaratma konusunda etkileyici bir yeteneğin var.Ama işler giderek karışıyor ve hikaye uzuyor sanki , umarım daha da uzar.Bir roman oluşuyor sanki.


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: Alduéren (KAYIP YILDIZIN IŞIĞI) 11 ve 12. BÖLÜMLER (Puan: 1)
Gönderen rundmc1982 (rundmc1982@yahoo.com) Tarih: Mayıs 08, 2003 - 10:28:54
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Merhaba ;)

Gelelim ablacım senin hikayene. Hikayeni dün akşam okumama rağmen, ertesi sabahı ancak yorum yazabiliyorum kusuruma bakma.

Öncelikle yeni karakterin (ismini söyleyemeyeceğim çünkü uzun ve fransız ismini çağrıştırıyor) korsanın karakteri çok hoşuma gitti. Neden dersen bu tip insanlara insanın (elfin) kanı hemen ısınır ve aralarında bir dostluk başlar. Güven veren insan tipi yani anlayacağın. Merakla bekleyeceğim korsanın maceralarını.

Büyük ihtimalle daha öncede söylemiş olduğun gibi; dönerlerken dört kişi dönecekler. Aldueren, Erulain, Fransız :) ve aarab dimi. ARalarındaki uyumu şimdiden görebiliyorum ve güzel de olacak. Yalnız korsanın Aarab'ın hal ve hareketlerine karşı göstereceği tavırları çok merak ediyorum açıkçası :)

Yani varya hikayen resmen film formatında ilerliyor. Okudukça; macera, romantizm, aşk, duygusallık, dostluk vb. hepsini buluyorum. Hele iki bölümüde aynı zamanda yollaman harika olmuş. Hikayeyi daha bir güzel yapmış.

İçinde bulunduğun durumu biliyorum ama kendini biraz daha zorlasan da haftada iki bölük birden yollasan. Niye dersen hikayen aslında şimdi başlıyor ve tüm nefesler tutuldu senin hikayeni bekliyor.

Kitap meselerine gelince, senin aldueren hikayesinin basılması olayı aslında olabilir. Neden dersen bir roman kitabına göre kısa gibi gözüküyor ama aralara yapacağın eklemelerle (mesela ilk çağları anlatsan, olayların gelişimlerini, harita, kronoloji, karakterler vb. yani) roman havasına bürünür kitabın ve harika birşey olur. Çünkü olayın kurgusu roman olacak nitelikte. Sende de o yetenek varken neden kullanmayasın ki. Bende bir yayınevinde çalışıyorum ama bizim yayınevimiz fantastik kitaplar basmıyor ne yazık ki :( Bassa ben patronu ikna ederdim aslında :)

Romanın basılması konusunda ben çok ciddiyim abla bilmiş ol. Eğer elimden gelirse sana bu konuda yardımcı olmak isterim gerçekten. Sana yayınevi bile önerebilirim, kitabının baslıabileceği.

Neyse yorumu biraz fazla uzattım :)

Kendine iyi bak abla.
görüşürüz.


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: Alduéren (KAYIP YILDIZIN IŞIĞI) 11 ve 12. BÖLÜMLER (Puan: 1)
Gönderen rundmc1982 (rundmc1982@yahoo.com) Tarih: Mayıs 08, 2003 - 11:14:04
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Birde abla sen ıcq'ya girmezmisin hiç. Senin kişiler listene eklenmek için izin istedim bilgisayar aracılığı ile ama her halde sen nete girmediğinden kabul edebiyorsun. Yoksa bıraktınmı ıcq'yu. Yada numaranmı değişti. Eğer izin verirsen senide kişiler listeme almak istiyorum :)


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: Alduéren (KAYIP YILDIZIN IŞIĞI) 11 ve 12. BÖLÜMLER (Puan: 1)
Gönderen enantoiel Tarih: Mayıs 09, 2003 - 16:52:25
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
harika ! :D
tam bir aksiyon fırtınası bu iki bölüm
yalnız Erulain'in son hareketi biraz cüretkar geldi bana Alduéren nasıl davranacak bu şevkat(!) dolu jest karşısında bi de birşeyi itiraf etmeliyim hikayenin başında Alduéren ile Erulain'i birbirine pek bi yakıştırmıştım ;) sonra Elmour ile aralarındaki ilişki açıklığa kavuşunca acaba Alduéren ile Erulain kardeş mi olacak dedim ama sen bir yoruma verdiğin cevapla bu ihtimali de safdışı bıraktın yine ve her bölümde daha da artan bir heyecanla devamını bekliyorum ;)


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: Alduéren (KAYIP YILDIZIN IŞIĞI) 11 ve 12. BÖLÜMLER (Puan: 1)
Gönderen Alessa (aiwendill@hotmail.com) Tarih: Mayıs 09, 2003 - 18:35:53
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Sevdim ben bu Jasfid de Javinoriel'i!
Hikaye ritmini bozmadan ilerliyor...Biraz büyü görmek de mutlu etti beni.Olası bir aşk üçgeni de renk katacak ilerki bölümlere.Çok güzel,çok!
Teleri limanlarından sevgilerle...


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: Alduéren (KAYIP YILDIZIN IŞIĞI) 11 ve 12. BÖLÜMLER (Puan: 1)
Gönderen ELENTARY (elentary@mynet.com) Tarih: Mayıs 10, 2003 - 09:45:55
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Kusura Bakma Aldueren bölümlerin öyle hızlı ilerledi ki ben ancak yetiştim okumaya...
Yani o kadar güzel gidiyorki anlatamam...bir masal kitabının içinde anki herşey....
bir sorum var;hani şu erulain kumların içinde yürüken ayağına dolanan el;yılanlı kadın falan..(bu arada bu bölümde en çok bu ayrıntıyı sevdim...)
Bu büyüler ilk geldiği zaman yada hala;kraliçe Loorena yıda etkilemiş mi?
eH YUKARDA BAZILARININ DEDİĞİ GİBİ geri dönecek dörtlüde belli oldu artık.....
devamını merakla bekleyeceğim...


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Mantık hatası (Puan: 1)
Gönderen Aldueren (aldueren@yahoo.co.uk) Tarih: Mayıs 10, 2003 - 10:19:56
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Arkadaşlar,

Özür diliyorum. Bir mantık hatası oldu. Asırlar önce elflerin şehre girmemesi için yapılan büyüler vs. bu bölümde asırlar değil de yıllar diyelim çünkü Elentary'ye yaptığım açıklamada bu büyülerin Loreena kraliçe olduktan sonra elfleri yardıma çağırdığını ve bir savaş olduğundan vs. bahsetmiştim. İşte bu savaştan sonra bu büyüler yapıldı. Loreena buraya geleli yaklaşık 70 yıl olduğundan "asırlar " deyimi yanlış oluyor. Özür dilerim.
Alduéren


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Mantık hatası (Puan: 1)
Gönderen Aldueren (aldueren@yahoo.co.uk) Tarih: Mayıs 10, 2003 - 10:20:57
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Arkadaşlar,

Özür diliyorum. Bir mantık hatası oldu. Asırlar önce elflerin şehre girmemesi için yapılan büyüler vs. bu bölümde asırlar değil de yıllar diyelim çünkü Elentary'ye yaptığım açıklamada bu büyülerin Loreena kraliçe olduktan sonra elfleri yardıma çağırdığını ve bir savaş olduğundan vs. bahsetmiştim. İşte bu savaştan sonra bu büyüler yapıldı. Loreena buraya geleli yaklaşık 70 yıl olduğundan "asırlar " deyimi yanlış oluyor. Özür dilerim.Hata şuradan oldu. Loreena kraliçe olduktan sonra elflerden yardım istemesi sonradan aklıma gelen birşeydi ve elf savaşlarını da buna bağladım havada kalmasın diye, ondan oldu.
Alduéren


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Re: Alduéren (KAYIP YILDIZIN IŞIĞI) 11 ve 12. BÖLÜMLER (Puan: 1)
Gönderen Gondorian_Flame Tarih: Mayıs 12, 2003 - 14:15:37
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Döktürmüşsün yine Aldueren, her zaman dediğim gibi kapsamlı ve giderek olay örgüsü daha da genişleyen bir hikaye (hikaye değil baya bir film senaryosu olmuş artık ). Evet kessinikle yetenek işi ; hikayenin olaylarını kurgu ve örgüsüyle planlamak tek başına zaten bir yetenek gerektirirken sen bunu akıcı bir şekilde ve tasvirlerle ama sıkmadan anlatmayı da başarıyorsun. Bu arada ben hala daha Erulain karşısında Elmour'un fazla şansı olmadığını düşünüyorum (ya da gönlüm öyle olmasından yana). Bu arada Aldueren'i Erulain'in kurtarmış olması Elmourda epeyce bir kıskançlık yaratacak gibi.


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Olmamalı :(( (Puan: 1)
Gönderen rundmc1982 (rundmc1982@yahoo.com) Tarih: Mayıs 15, 2003 - 17:58:21
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Nasıl desem; aşkın büyüklüğü bakımından bir insan ile elfin sevgili olması daha iyi olur. Bırak Erulain'i başkasını bulsun. Sen daha nice alduerenler katarsın hikayene. Elmour, erulain'in aldueren'i sevdiğinden çok daha fazla seviyor. Aldueren'de onu seviyor, sen kalkıp bu hasretle filizlenen aşka bir elfi katıyorsun. Tamam Erulain aldueren'i sevsin ona birşey diyemem. Ama unutma ki Aldueren'in Elmour'a çok şey ifade eden son bir öpücüğü vardı. Aldueren'in erulain ile bareber olması elmour'a çok büyük bir haksızlık olur. Daha sonra hikaye nasıl gelişir bilemem ama elmour'u öldürmen lazım aldueren'in erulain'le beraber olmasını istiyorsan.

Sanki bende uzmanmışım gibi sana öğüt vermeye çalışıyorum. Yine de bir düşün derim ben. Erulain'mi Aldueren'mi. İkisinden biri olacak sa biri mutlaka ölmeli. (yaralı kalpler bırakan hikayeleri hiç sevmem :)

Yada oda olması beni ekle, ben evleneyim onunla.... :)


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

Bu site filmin, kitapların, veya yazarın resmi sitesi değildir.Tamamen Türk yüzük dostları tarafından hazırlanan konu odaklı bilgi, haber, düşünce ve materyal paylaşımını amaçlayan bir fan sitesidir.
Sayfada yer alanlar ancak izin alınarak ve kaynak gösterilerek kullanılabilir.
Lord of The Rings - Turkish Fan Site
yuzuklerinefendisi.com / 2001 - 2012