Ana Sayfa Hesabınız Yazı Ekleyin FAN ART FRP - RPG
J.R.R.Tolkien Kitaplar Galeri Biz Kimiz
Üye ol Üye girişi
Yazı aramak istediğiniz
Sitede 39 ziyaretçi, 0 kullanıcı var.
Oturum Aç
Takma isim

Parola

Henüz bir hesabınız yok mu? Yeni bir tane yaratabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yöneticisi, yorum yönetimi ve kendi adınızla yazı girişi gibi imkanlardan faydalanabileceksiniz.

Seçenekler
· Ana Sayfa
· Yazı Gönderin
· İstatistikler
· Bizi Tanıtın
· Forum
· Yükle
· En iyiler
· Linkler
· Hesabınız

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ

J.R.R.Tolkien
Hayatı, eserleri, kronoloji, röportaj, resimler...

Kitaplar
Özetler, kapak örnekleri, incelemeler...

Resim Galerisi
Sanatçılara göre sınıflandırılmış 100'lerce resim...




Önceki Yazılar
Kasım 07, 2012 - 16:17:32
· Bitmemiş Öyküler Çıktı (10)

Kasım 07, 2012 - 16:00:58
· Rohan ve Türk Benzerliği Üzerine (0)

Kasım 07, 2012 - 15:56:46
· Hobbit Fragmanları (0)

Aralık 21, 2011 - 08:18:56
· Hobbit Trailer (0)

Ekim 10, 2011 - 10:09:41
· Orta Dünya Tarihi: Kayıp Yol ve Diğer Yazılar (2) (0)

Haziran 13, 2011 - 10:37:47
· Orta Dünya Tarihi: Kayıp Yol ve Diğer Yazılar (1) (5)

Haziran 13, 2011 - 10:34:53
· Hobbit Vizyon Tarihleri ve Isimleri Açıklandı! (0)

Haziran 13, 2011 - 10:18:39
· Oyun Fikirleri (2)

Aralık 03, 2010 - 08:08:20
· BBC Tolkien röportajı (0)

Kasım 22, 2010 - 11:15:26
· The Hobbit icin Gazete Ilani (2)

Ekim 22, 2010 - 11:31:19
· Hobbit oyuncuları (10)

Ekim 13, 2010 - 09:27:41
· Yüzüklerin Efendisi'nin Sırrı Ne? (2)

Haziran 02, 2010 - 07:54:36
· HOBBİT TEHLİKEDE (4)

Nisan 06, 2010 - 09:13:39
· Muhiddin-i Arabi'nin Eserleriyle Lotr ve Silmirallion'a Bakın (5)

Nisan 06, 2010 - 09:13:33
· Gölgelerin İçinden (0)

Ocak 19, 2010 - 08:58:13
· Born of Hope. LOTR Fan Filmi (11)

Ocak 08, 2010 - 15:45:13
· Hobbit'le İlgili Bazı Sorular (0)

Ocak 08, 2010 - 15:44:59
· Mucizeler Savaşı (6)

Ocak 08, 2010 - 15:44:38
· LOTR Filmlerindeki Sinir Bozucu Sahneler (18)

Eylül 14, 2009 - 10:17:45
· the Hobbit yapımcı ve yönetmeniyle Röportaj (7)


Eski Yazılar

Hikayeler: Alduéren
Yayınlanma tarihi Ağustos 05, 2003 - 11:08:55 Gönderen ringmaster

Hikayeler Aldueren göndermiş "Bölüm 16



Bozkırlara uzanan yollar – Kartaldüzlüğü



Uzaklarda biryerlerde…Kumlar ülkesindeki güzel kraliçe…Derin ruhu hisseder…Sınırların berisinden..



Alduéren güvertede geminin trabzanlarına ellerini dayamış, uçsuz bucaksızmış gibi uzanan engin denize bakmaktaydı. Denizden esen meltem, batan güneşin kızıla boyadığı uzun siyah saçlarını narince dalgalandırıyordu. Kısık gözlerle baktı Alduéren ileriye. Güneşin ardını görmek istercesine derin derin. Çok geçmemişti ki üzerinden denizden yükselen kara eller yakaladı güneşi. Gökyüzü dipsiz bir kuyuyu andıran karalara büründü. Kara eller yakalamak için uzandı Alduéren’e. Koşmaya başladı. Her yanı kaplamışlardı. Nereye dönse ona uzanan ellerle karşılaşıyordu. Sıkıştı. Kaçacak yeri kalmamıştı. İşte, işte tam o sırada elini göğsüne uzattı. Kalbinden yükselen ışığı avuçlayarak kaldırdı havaya. Gitgide dönerek kuvvetlenen ışık, karanlığı delerek geçti. Acı bir çığlıkla geri çekildi karanlık,

kazanan ışığın gücü olmuştu. Sıçrayarak doğruldu yatağında Loreena. Kızıl bukleleri terden sırılsıklam olmuş, derin soluklarla kendine gelmeye çalışıyordu. Bir eliyle göğsünü tutarken hızlı hızlı soluyordu. Huzursuzluğu Wenceslas’ı da uyandırmıştı.

- “Neler oluyor” dedi Wenceslas.

Loreena birkaç derin nefesten sonra rahatlamaya başladı.

- “Başardı kralımız, başardı”

- “Neler gördün yüzü beyaz, kalbi temiz kraliçem” dedi Wenceslas

Loreena yeşil gözlerini Wenceslas’a döndürdü.

- “Alduéren başardı kralımız, bunu gördüm rüyamda. Işığın gücünün kaynağının elindeki camda değil yüreğinin ta derinliklerinde olduğunu anladı. Artık bundan sonra yavaş yavaş yaklaşacak gerçeklere ve kendi öz ruhu ile tanışacak. Kim olduğuna adım adım yaklaşıyor artık. O, ana yurdunda. Çok az kaldı. Etrafı tehlikelerlerle dolu olsa da kendi öz ruhuna eriştikten sonra onu kimse durduramayacak.”



Kısa vedalaşmadan sonra dört yoldaş, kıyıya paralel uzanan tepeleri aşmış, günün sonlarına dek ilerleyebildikleri kadar ilerlemişlerdi.

Adakıtanın güneydoğusunda yeralan bu bölgede kimselerin yaşamadığı, kuzeye dek uzanan ebedi bozkırlar yeralmaktaydı. Bozkırlar Adakıtanın neredeyse en kuzeyine kadar ilerliyordu. Kuzeyillerini ayıran yüksek dağları aştıktan sonra paralel biçimde, Kuzeyillerinin doğusundan itibaren daralarak Gondorian sınırları yakınlarına kadar uzanıyordu ki ebedi bozkırlar adını alması bundandı. Bölgede fazla yüksek dağlar yeralmıyordu. Engebeli, küçük tepelerin, kısa seyrek ağaç ve büyük kayaların yeraldığı boş bir araziydi. Dümdüz kuzeye doğru yürüyüp daha sonra hafif batıya saparak güneyillerinin kıyılarından dağ köylerine ulaşmayı planlamıştı Erulain. Dağ insanlarının Kuzeyillerine geçebildikleri konusunda ümitli değildi. Onların izlediği yolu izleyerek yolda biryerlerde yakalayacakları ümidi ile bu kararı almıştı. Hava gitgide soğumuş, hepsi yanlarında getirdikleri kalın giysileri giymişlerdi. Erulain kışlık giysilere diğerlerine oranla pek ihtiyaç duymuyor gibiydi. Sadece ek olarak deriden bir tunik giymişti üzerine, ön kısmından çapraz kalın deriden yapılmış iplerle bağlanan. Alduéren kışlık giysilere alışıktı, elbise ile yola devam etmek zor olacağından elf savaşçı bayanlarını andıran kahve tonlarında bir pantalon ile koyu yeşil, kolları giderek genişleyen bir gömlek ve ayaklarında dizlerine kadar uzanan kahve deri çizmeler vardı. İnce belini, beline bağladığı koyu kahve deri kemer süslüyordu. Koyu yeşil pelerini onu soğuktan koruyordu. Jasfid, kış mevsimine alışık olmamasına rağmen, yakası kürklü yeni kıyafetinden epey hoşnut görünüyordu. Deri pantalon da ona çok yakışmıştı. Her zamankinden daha iri ve heybetli görünüyordu. Esmer teni ve sakalları ile kendini son derece çekici buluyor, yol boyunca kendini övüp övüp duruyordu. Bir tek Aarab hoşnut değildi halinden. Ammar-I Diyar’ın kızgın güneşi altında çıplak, ya da en azından kısa bir cepken giydiği gövdesi ile dolaşmaya alışık olduğundan etrafını çevreleyen kürkler onu rahatsız etmekteydi. Gemiden yüklü bir erzak almışlardı yanlarına. Haftalar sonra karaya çıkmak onlara mucize gibi gelmişti. Kısa sürdü Frik ve tayfaları ile vedaları. Mümkün olduğunca az vakit harcamalı ve göze batmalılardı. Kıyıdan ayrıldıklarından beri tek kelime etmeden ilerlemişlerdi. Sessizliği bozan bir tek arada sırada yükselen Jasfid’in kendine olan övgüleriydi.

-“ Tamam buraya kadar” dedi Erulain.

- “Daha fazla zorlayıp gücümüzü daha ilk günden tüketmeyelim”

Oflayarak yere bıraktı sırtındaki çuvalı Jasfid. İçi yiyecek öteberi ile doluydu.

-“ Adamım sonuna kadar katılıyorum, daha ilk günden canımız çıkmadan mola verelim.”

Tepenin yamacında buldukları birkaç kayanın çevrelediği kuytu bir köşeye çöktüler. Alduéren ve Aarab geriden onlara doğru yürümekteydiler. Alduéren yolda bulduğu değneği yanına almış, zaman zaman ona dayanarak yavaş adımlarla geriden gelmekteydi.

-“ Görüyorsunya adamım. Koca adamın bile takati kalmadı” dedi Jasfid Aarab’a bakarken.

Aarab soğuğa ve üzerindeki kalın, yakaları kürklü kışlık giysilere alışık olmadığından yürürken sağa sola sendeliyor, sürekli olarak boğazını, kollarını çevreleyen kürkleri çekiştiriyor ve ortaya oldukça komik bir manzara çıkıyordu. Alduéren sessizdi ve donuk ve düşünceli gözlerle etrafı seyrediyordu.

-“Tamam” dedi Erulain.

-“Bu gece burada dinleneceğiz Alduéren”

-“ Tamam” dedi Alduéren. Sesi öylesine cılız çıkmıştı ki yanı başında yere çökmüş olan Jasfid bile onu zorlukla duyabildi.

-“Hey seni derin suların incili prensesi, bu hal de ne böyle. Yoksa bu koca adam miskinliğini sana da mı bulaştırdı.”

Erulain lafa karıştı.

-“Jasfid, lütfen. Hepimiz son derece yorgun ve açız. Biran önce birşeyler yiyelim ve de uyuyalım.”

Karanlık ve soğuk gece sessizce üzerlerine kalın bir yorgan gibi örterken derin bir uykuya daldılar.

Ertesi sabah biraz geç uyandılar. Güneş kalın bulutların ardına saklandığından geç aydınlanmıştı gökyüzü. Şükür ki kuru soğuktan başka birşey yoktu. Zira konakladıkları kayaların üzerini örtebilecek hiçbirşey yoktu ve yağmurda saklanabilecekleri en ufak bir kovuk bile bulunmuyordu. Hafif bir kahvaltının ardından kalan yollarına devam ettiler. Kuzeye, daima kuzeye yürüyorlardı.

-“Güneyillerinden uzunca bir süre ne kadar uzak olursak o kadar iyidir” diyordu Erulain.

-“Bizi kim farkedebilir ki” dedi Jasfid – “Yüce ruhların bile terkettiği bu çıplak arazide kim bilebilir.”

- “Karanlığın gözleri heryere erişir” dedi Erulain. “Sahip olduğun gölgenin varlığı bile çeker karanlığı kendine. Gölgeler karanlığı beslerler.”



İlk iki gün batıdan esen ve zaman zaman kuvvetlenen kuru soğuk rüzgar altında yollarına devam ettiler. Tepeler, ağaçlar, kayaların duruşu ve arazi yapısı o kadar birbirine benziyordu ki sanki aynı yeri defalarca katediyorlarmış gibi geliyordu. Üçüncü günün öğleni kocaman kayalarla çevrili bir tepenin yamacında Erulain konaklayacakları yere geldiklerini söyledi.

-“Neden durduk Elf efendi” diye sordu Aarab.

-"Daha günün bitmesine epey bir vakit var." diye ekledi.

-“Bu tepenin ardından dik bir yamaç iner aşağıya ve ardından kartaldüzlüğü uzanır.”

-“Kartaldüzlüğü mü” dedi Aarab

-“Evet kartaldüzlüğü. Boş, tamamen çıplak, hiçbir ağacın ve kayanın olmadığı kurak bir ovadır burası. Derlerki kayalara yuvalanmış dev yırtıcı kuşlar gün batımında bu araziyi geçmeye kalkanı anında havada görür ve yakalarmış. Bilirsiniz. Onlar gün batımında avlanırlar. Gizlenebileceğimiz hiç bir yer yoktur orada. Orayı aşmak tam bir günümüzü alır. Eğer şimdi devam edersek bu hızımızla güneş batmadan ovayı geçmemiz mümkün değil. En iyisi yarın sabah erkenden yola çıkıp gün batımından önce düzlüğü aşmak. Diyorum ki o yüzden geceyi burada geçireceğiz.”

Erulain’in önerisi herkese mantıklı gelmişti. Yavaş yavaş kamp yapacakları alana yayılmaya başladılar. Jasfid etraftan topladığı çalı çırpıyı Aarab’a getiriyordu. Aarab cebinden çıkarttığı iki küçük taşı birbirine sürterek kısa süre içinde ateşi yakmayı başardı.

-“Vay dostum. Demek bu eski denizci numarasını sen de biliyorsun” dedi Jasfid.

Çatık kaşlarla baktı Aarab Jasfid’e. Bir yandan da yakasını çevreleyen kürkleri çekiştirip boğazını açmaya çalışıyordu. Üzerindeki kıyafetin onu rahatsız ettiği herhalinden belliydi. Bulduğu uzun dallara birkaç parça peynir taktı Jasfid.

- “Şimdi koca bir paburya olacaktı ya.Kokardı mercan mercan..”

Jasfid ve Aarab yemek hazırlamakla meşguldüler. Yemek pişirme konusunda atışırlarken Erulain, okunu ve yayını kayalardan birine dayamış, dizlerini bağlayarak cılız bir ağacın dibine çökmüştü. Cebinden çıkarttığı geyik derisi üzerine yakılarak çizilmiş Adakıta haritasına göz attı. Sonra kısık gözlerini haritanın üzerinden ileriye doğru kaydırdı. Alduéren'in üzerine çıktığı yüksek bir kayanın tepesinden gözlerini batıya doğru dikmiş düşünceli düşünceli uzaklara bakmakta olduğunu gördü. Gökyüzüne kaldırdı kafasını Alduéren. Kalın yoğun bulutlar arasından zaman zaman sızan güneşin cılız ışınlarını seyretti. Gözlerini kapattı. Kollarını iki yana açtı. Derin derin çekti soğuk esen rüzgarı ciğerlerine. Erulain’in sesi gözlerini tekrar açmasına neden oldu.

-“Alduéren”

Sisli denizi aştıkları o günden beri Alduéren çok az konuşur olmuştu. Sürekli düşünceler içindeydi. Neler yaşadı, neler hissetti, sisli denizin sırrını nasıl çözdü, kimseye birşey anlatmamıştı. Kollarını indirdi Alduéren. Geriye doğru dönüp baktı. Erulain herzamanki marurluğu ile duruyordu gerisinde. Altın sarısı saçları rüzgarla dalganıyordu. Başını öne eğdi Alduéren.

-“Adakıtaya çıkınca bana neler olduğunu anlatacağına dair söz vermiştin.” dedi Erulain.

-“Evet vermiştim” dedi Alduéren.

Erulain, Alduéren’in yanındaki kayaya çabuk ve çevik bir hareketle sıçrayarak çıktı. O da gözlerini dikti batıya. Bir süre yanyana konuşmadan batıda gökyüzünde ilerleyen koca gri bulutları seyrettiler. Alduéren sessizliğe daha fazla dayanamayarak, başını sağ yana döndürüp Erulain’e baktı. Erulain ise hala bulutlara bakmaktaydı. Onun ne kadar marur ve güzel olduğunu düşündü. Cesur ve yetenekli ve güçlüydü de. Bunca tehlikeye onun için atıldığını anımsayınca onunla içindekileri paylaşmayarak onu ne kadar cezalandırdığını hissetti. Dayanamadı, söze başladı.

- “Sana..” diyebildi önce.

Erulain başını ona doğru döndürmüştü. Yeşil gözleri her zamankinden daha da parlaktı. İçine kadar işleyen derin yeşil bakışlar onu heyecanlandırmıştı. Yutkundu.

-“ Sana anlatacağım neler yaşadığımı ama bana bir söz ver.” dedi Alduéren

- “Nedir” diye sordu Erulain.

- “Sen de bana neden gemiye bindiğimizden beri sessiz kaldığını anlatacaksın Erulain. ” dedi Alduéren.

Erulain devam etti

- “Bunu anlatsam da anlayabileceğini hiç sanmıyorum sevgili Alduéren” dedi.

- “Denemedin ki hiç” diye ısrar etti Alduéren. “Sessizliğinin sebebi sisli deniz filan değildi, neydi ya, lütfen anlat bana. Bak istersen önce ben anlatayım neler olduğu”

Alduéren’in ellerinden tuttu Erulain.

- “ Burada değil, gel aşağıya inelim” dedi.

Jasfid ve Aarab’ın uzağında biryerde iki küçük kaya parçası üzerinde yanyana oturdular. Alduéren başladı

-“Sisli denize girdiğimiz ilk günü hatırlıyor musun? Kendimi çok güçsüz hissetmiştim hani”

- “Evet” dedi Erulain.

- “ Derin bir uykuya daldım önce, zaman zaman sesleri duyabiliyordum, ayılmak istiyordum, çaba harcıyordum ama bunu başaramıyordum. Kabuslar sardı yanımı. Yılanları andıran canavarlar heryanımdan beni sıkıyor gibiydiler. Onlar vücudumda dolandıkça değdikleri yerde yakıyorlardı sanki derimi. O derece acı çekiyordum. İki çift kırmızı göz gördüm, sarı salyalar akan sivri dişler ve o koca ağız. Ağzından içerisi dipsiz bir kuyu gibi kapkaranlıktı. Ben uyanmak istedikçe daha da sıkı sarılıyorlardı bana. Ben kurtulmak istedikçe daha fazla canavarlar sarıyordu heryanımı. Derken yukarıdan bir ışık yayıldı. Bir kadın yüzü belirdi.”

-“Loreena mı” diye sordu Erulain

-“Hayır Loreena değildi.” Dedi Alduéren ve devam etti.

-“ Başlangıçta puslu sisler ardında sadece siyah saçlarını görebildim. Uzun dalgalı siyah saçlarını. Sonra yüzü belirginleşti Alnında ince parlak taşlardan zarif bir taç ve alnının tam ortasında parlayan damla şeklinde küçük bir elmas vardı. Yüzü sanki, sanki bana benziyor gibiydi. Önce onu annem sandım ama bu kadın bir elfti. Kızım diye seslendi bana. Şu dizeleri söyledi :

Kötülüğün tersi iyilik,

Kibirin tersi hoşgörü,

Hiddetin tersi sevgi,

Siyahınkisi ise beyaz,

Her gecenin sabahında

Karşılar ay ve yıldızı güneş,

Topraktan varolan can,

Erişmek ister gökyüzüne

Dallanır içindeki sevgiyle,

Karanlıktan çıkar, ulaşır aydınlığa

Karanlığın tersi aydınlıktır silahın.

Kendini serbest bırak.

Bırak ki içindeki öz ruhun göstersin sana yolu.

İçinden uzanan fidanlar

Aydınlığa çıksın yararak kara toprağı"

Sessizce dinledi Erulain. Alduéren devam etti.

- "Kendimi rahatlamış hissettim ve biran için debelenmeyi bıraktım. İşte o an etrafımdaki yılanların gevşediğini hissettim. Işık ve sevgiydi silahım. Sevginin ışığı, içimizdeki ışık. Biz onlara hiddetle saldırdığımızda hiddetimiz onları besliyordu. Bizler de onlar gibi oluyorduk. Ortaya koyduğumuz sevgimiz ise onların hiddetini gölgeleyerek güçsüz kılıyordu. Simliyıldız değildi ışığın kaynağı. O sadece kendime olan güvenimi sağlamak için vardı. İçimizdeki ışıktı asıl güç. Ellerim kollarımla değil, kalbimdeki sevginin ışığınla savaştım onlarla, ve..işte gerisini biliyorsun.”

- “Sana yardım eden yüce bir ruh olmalı Alduéren." dedi Erulain ve devam etti.

-" Evet, bu gösteriyorki Alduéren, kesinlikle sıradan birisi değilsin. Buna tüm kalbimle inanıyorum. Böyle bir yardıma ancak ve ancak en az onlar kadar güç sahibi olan birisi erişebilir. Taşıdın güç hepimizden fazla olmalı ki en çok sen etkilendin sisli denizin kabusundan. Sana yardım etmelerinde mutlaka büyük bir neden olmalı."

- “Gerçekten mi” dedi Alduéren. Mavi gözleri parlamıştı.

- “Gerçekten sen de mi böyle düşünüyorsun. Beni anlayan birinin olması çok güzel. Loreena’da aynı şeyi söylemişti. Ne olduğu hakkında hiçbirşey söylemedi ama benim aslında göründüğümden çok farklı olduğumu ve birgün tüm gerçeklere erişeceğimi söylemişti. Ona inanmamıştım. Bu olaya kadar. Ama yaşadığım bu olay Loreena’nın sözlerini destekliyor gibi. Artık ona ben de inanıyorum. Kimim ben Erulain, bu soru beynimde yankılanıp duruyor, ben kimim ve neden bunlar bana oluyor?"

Erulain devam etti :

-" Gerçekte kim olduğunu ya da kimin ruhunu taşıdığını bilemiyorum Alduéren, bildiğim tek şey Loreena'nın da söylediği gibi sadece göründüğün kişi olmadığın. Bunlara teker teker kendin ulaşman gerekecek. Sanırım olması gereken de bu, belki de bu sebepten dolayı Loreena sana hiçbirşey söylemedi. Tam olarak sebebini bilmiyorum ama hiçbirşey boşu boşuna değildir. Belki de yapman gereken bir görevin var. Şimdilik ancak bu şekilde bir yorum yapabiliyorum. Tüm sorularına cevabı ancak kendin bulabilirsin. Keşke sana daha fazla yardımcı olabilseydim Alduéren” dedi Erulain.

Alduéren düşünceli gözlerle bulutlara baktı. Erulain

- “Tüm bunları zamanla öğreneceğiz merak etme. Ama ondan önce yapmamız gereken işler var. Bazı şeyleri zamana bırakmalıyız. Sabır en büyük erdemlerden biridir. Kadere bizlere en iyiyi sunması için yeterli zaman vermelisin.” dedi.

- "Çok teşekkür ederim yine de" dedi Alduéren.

- "1 aydan fazladır birlikteyiz ancak yola çıktığımızdan beri en uzun konuşmamız oldu bu farkında mısın? Seninle dertleşmeyi özlemişim" diye ekledi.

- "Evet.." dedi düşünceli bir biçimde Erulain.

- "Duyguları paylaşmak güzeldir" dedi. "Dostlukları pekiştirir."

- "Ama sen bunu yapmıyorsun işte" dedi Alduéren. Zekasını kullanarak yine Erulain'i köşeye sıkıştırmıştı.

- "Benimle dost olmak istemiyor musun Erulain." dedi. Erulain bakışlarını kaydırmaya çalıştı ama gözlerini Alduéren'in mavi gözlü beyaz yüzünden alamıyordu.

Ayağa kalktı Alduéren. Erulain'in önünde diz çökerek ellerini tuttu ve gözlerinin içine baktı. Erulain elflere özgü soğukkanlılığını korumaya çalışıyordu.

- "Sana sadece birtek şey soracağım Erulain. Buraya, yani Ammar-ı Diyar'a peşimden sadece bana bir can borcun olduğu için mi geldin?"

Bu soru Erulain'e dünyanın sonu gibi gelmişti ama o hazırlıklıydı. Alduéren’in ne yapıp ne edip onu birgün köşeye sıkıştıracağını biliyordu ve sorunun cevabını önceden hazırlamıştı. Alduéren'in tahmininden daha da çabuk cevaplayıverdi.

- "Sevgili Alduéren. Bize gerçek bir savaşçının verilen sözü yerine getiren olduğu öğretildi. Javarque’ın kalesinde o gün eğer beni görmemiş olsaydın bu yanlış anlaşılma olmayacak, sen burada olmayacak ve tüm bunları yaşamamış olacaktın. Belki daha iyi olacaktı, belki de daha kötüsü. Ama o gün, giden geminin ardından baktığımda seni geri getireceğime dair önce kendime sonra da babana söz verdim. Hedefim, önce seni ait olduğun yerlere ulaştırmaktır. Sana olan can borcumu ödemeden yarıyolda bırakmayacağım seni."

Alduéren bu cevabı beklemiyordu aslında. Daha fazla zorlamak için devam etti.

- "Peki ya Jasfid" dedi Alduéren.

- "Ona neler anlattın ki hiç düşünmeden atıldı sonunu bilmediği bir maceraya."

- "Bunu ona neden kendin sormuyorsun" dedi Erulain.

- "Sana kendince olan sebepleri anlatacaktır."

Alınlarına düşen birkaç yağmur damlası yaklaşan yağmuru haber vermekteydi.

- "Hadi, biran önce diğerlerinin yanına gidelim" dedi Erulain. Bu konuyu daha fazla uzatmak istemediği belliydi. Alduéren istediği cevabı alamamıştı tam olarak, aslında soracak daha fazla şeyler vardı ama Erulain diğerlerinin yanına dönme konusunda ısrarlıydı.



-"Mantar çorbasına defne yaprağı yaraşır" dedi Jasfid.

- "Sen öyle san tatlı su korsanı. Kişniş otu birebirdir." diye diretti çatık kaşlarla Aarab.

-"Ne zamandan beri başahçı kesildin başıma" diye bağrındı Jasfid.

- "Seni önce çeşnici başı olarak aldılar herhalde saraya. Bütün o yemekleri tatmaktan bak ne hale -gelmişsin." diye ekledi Jasfid asık suratla.

- "Senden olsa olsa ancak sülük çorbası olur" dedi Aarab.

- "Yine mi" dedi Erulain. Kafasını salladı.

- "Dostlarım, biraz acele edin. Yağmur başlamak üzere."

- "Tamam, yiyecekler zaten hazır." dedi Jasfid

- "Gören de kuzu çevirdi sanacak" dedi Aarab. "Alt tarafı bir iki kızarmış peynir ile ne üdüğü belirsiz bir çorba." diye şikayet etti.

Jasfid ayağa kalkıp iki elini beline koyarak gerindi.

- "O beğenmediğin çorbayı kafandan aşağıya dökmeden içsen iyi olur denizaygırı. Seni doyurmak ne mümkün!"

- "Tamam kesin lakırdıyı" dedi Erulain.

- "Jasfid, lütfen Aarab'ın damarına basma. Sen de Aarab. Farkında mısın bilmem ama yavaş yavaş onun gibi oluyorsun."

Aarab Erulain'in sözlerini düşününce utandı. Ne diye bu deli adamla deli oluyordu ki.

Alduéren geriden yavaş adımlarla geldi yanlarına.

- "Eee..yemekte ne var?"

- "Prensesime saraylılara layık yemekler hazırladım" dedi Jasfid.

Aarab kısık sesle

- "Sanki daha önce hiç saray adabı almış da..Hiç mi saray yemeği görmedik.." dedi

- "Tamam" dedi Erulain. "Hadi yiyelim biran önce ve şu kaya kovuklarından birine girelim. Yağmur neredeyse başlar. Buldukları küçük kaya parçalarına oturarak önlerine aldıkları kaptan yemeğe başladılar sessizce. Sadece bakır kaba çarpan kaşık sesi ve ağış sapırtıları duyuluyordu. Alduéren çok acıkmış olmalıydı ki ekmek lokmalarını çabuk çabuk ve kocaman atıyordu ağzına. Bir ara Aarab ile göz göze geldi.

- "Ne düşündüğünü biliyorum Aarab. Sarayda bize gerçek bir hanım gibi yemek yemeği öğrettiler ancak şu an bu kurak arazide akbabaların nezaket kurallarına fazla aldırdığını sanmıyorum. Eski köylü kızı alışkanlıklarım geri geldi naparsın?" dedi gülümseyerek. Aarab yan gözle bir yandan Jasfid'e bakıyor, beğenmemiş gibi görünerek ağır ağır yudumlar alıyordu çorbasından. Birden Alduéren duraladı. Kıpkırmızı oldu ve ter boşaldı. Nedenini anlayamadığı bir his vardı içinde. Daha önce yaşamadığı. Ağzındaki lokmayı tükürerek aniden ayağa fırladı. Aarab tam nedenini anlayamamıştı bu hareketin ama bu beklediği bir fırsattı.

- "Neredeyse hanımımı hasta edecektin"

- "SUS!" diye haykırdı Erulain. Elindeki yemek kabını fırlatarak ayağa kalktı ve yayına sarıldı. Alduéren kılıcını eline aldı. Her ikisi de oldukça tedirgindiler, sanki birşeyler onları rahatsız ediyor gibiydi. İkisi sırt sırta vermiş endişeli gözlerle etrafa bakarken Jasfid ve Aarab birşeylerin ters gittiğini anladılar. Çok geçmeden görecekleri şey bunun nedenini açıklayacaktı. Yamaca bakan tepenin ardından yükselen koyu gölge, çıkardığı çığlıkla kulakları sağır edercesine vadiyi çınlattı.

- "Vay canına ! Aç şahinin gözü!" dedi Jasfid, kalın kılıcına uzanırken. Tepenin ardından yükselen, kanatları uzunluğu neredeyse 3 insan gövdesi kadar olan kuş, çığlıklarla önce bulundukları yere tepeden bir bakış attı.

- "İblisin ta kendisi" dedi Aarab elinde kılıcı, üzerine çıktığı kayadan tepesindeki gölgeye bakarak.

- "Sen daha inanma canavarlara" dedi Aarab Jasfid'e dönüp.

Erulain'in oku vızıldayarak yükseldi ancak kuş bir anda ani bir hareketle daha da yukarıya doğru uçtu. Çığlıkları birbirlerini duymalarını engelliyordu.

- "Kılıçlar işe yaramaz..Ateş yakın!!!" diye bağırıyordu Erulain. Kuş tepeden pençelerini uzatarak pike yaptı ve üzerlerine doğru gelmeye başladı. Erulain'in vızıldayarak geçerken gümüş beyazı parıldayan oklarından birkaçı dev kuşa isabet etti ancak hayvan etkilenmedi bile. Koca kıvrık gagasını bağırmak için açtıkça ağzının içindeki kırmızı eti ve siyah uzun dili görünüyordu. Koca siyah tüylü gövdesini izleyen dev uzun kuyruğu ejderhaları andıran deri çıkıntılarıyla doluydu. Tepesinde de boynuzu andıran gittikçe genişleyip üçgen şeklini alan bir çıkıntı vardı. Kuyruğunu savurdu koca kuş. Yere attı kendini Aarab. Eğilmeseydi çoktan ölmüştü. Kuyruğunu bir daha savurduğunda Aarab hazırlıklıydı ve elindeki kılıcı kalın derili kuyruğa sapladı. Acıyla bağırdı kuş. Erulain oklarıyla yaylım ateşine tutmuştu. Alduéren elindeki meşaleyi kuşa doğru tutuyor, ateşten kaçan kuş kendisini ok yağmuruna tutan Erulain'e fazla yaklaşamıyordu.

- "Jasfid!" diye seslendi Erulain.

- "Çabuk oklarımdan birkaç tanesine halatlardan bağla. Onu vurup aşağıya çekeceğiz". Jasfid oklara halatları bağlarken Aarab hayvanın dev kuyruğuna indirdiği sert kılıç darbeleriyle dev kuşun kuyruğunu, Erulain'in bulunduğu tarafa savurmasını engelliyordu.

- "Tamam!!" dedi Jasfid. Ucuna halat bağlı oklardan birisini alıp fırlattı Erulain. Ok, kalın tüylü gövdesine saplandı ve halat aşağıya doğru sallandı. Erulain halata doğru koşarken Alduéren elindeki meşaleyi fırlatarak ikinci oku attı. Erulain halattan çektikçe kuşun derisini çekiştiren ok canını yakıyor ve dev kuş korkunç çığlıklar atıyordu. Alduéren'in attığı ikinci okun ucundaki halata Jasfid asıldı. Aarab cebinden çıkardığı, üç taşın keskin telle birbirine bağlı olduğu silahı kuşun pençelerine fırlattı. Dönerek havada ilerleyen silah birkaç denemeden sonra hayvanın dev pençelerini kenetlemeyi başardı. Onları yakalamayacağını anlayan hayvan yükselmeye çalıştı. Jasfid'in bulunduğu halatın diğer uçlarına Aarab da asıldığı halde hayvan az da olsa yükselmeyi başladı. Alduéren bulunduğu yerden ne yapacağını şaşırmıştı. Erulain'in yere bıraktığı yayını alarak ok ile kuşun dev ağzına ve gırtlağına hedef almaya başladı. Erulain halatı çekmeyi bırakıp tırmanmaya başladı.

- "Dur ne yapıyorsun" diye haykırdı Jasfid.

Erulain okunun isabet ettiği yere kadar çıktı. Burası kuşun gırtlağına yakın bir yerdi. Kuş bunu farkederek silkelenmeye ve ani yükselip alçalmaya başladı. Aarab halatın bir ucunu aşağıdaki kayalardan birisine sıkıştırmak için uğraşırken, Alduéren Erulain'i vurabileceğini düşünerek ok atışlarından vazgeçti. Aarab, olabildiğince kayalara tutunmaya çalışıyordu ama kuşun aniden yükselip alçalmaları sırasında dengesini koruyamayarak kayalara çarpıyordu. Bir kayaya sıkı sıkı yapışmışken tekrar kuş aniden yükseldi ve keskin kaya parçası Aarab'ın elini yardı. Koca adam acıdan inledi.

- "Seni hindi dolması yapacağım adi kuşşş!" diye bağırmaya başladı Jasfid halatın ucunda sürüklenirken. Kuşun gırtlağına tırmanan Erulain çizmesinden küçük bir bıçak çıkardı.

- "Soerom nthria thiya" diyerek bıçağı kuşun tam gırtlağına sapladı. Dev kuş acıyla haykırdı. Bıçaktan yayılan mavi ışık gırtlağından tüm vücuduna yavaş yavaş yayılırken acıyla silkeleniyor ve kanat çırpıyordu. Yavaş yavaş maviye bürünen bedeni hareketsiz kalmaya başladı. Kuş son bir hareketle kanatlarını açıp silkindi. Jasfid ve Aarab halatın ucunu bırakmışlardı ancak Erulain hala kuşun uzun siyah tüylerine tutunmaktaydı. Dev kuş tamamiyle hareketsiz kaldığında çığlıklarla aşağıya doğru süzülmeye başladı.

- "Erulainnn!!!" diye haykırdı Alduéren düşen dev kuşa doğru koşarak

- "Dikkat ettt...Üzerine düşeceeekkkk" Dev kuş, yere yakınlaştığında Erulain kendini aşağıya bıraktı. Bir iki yuvarlanmadan sonra doğrulabildi. Son anda yaptığı çevik bir sıçramayla kanatları açık vaziyette boylu boyunca yere serilen kuşun altında kalmaktan kurtardı kendisini.

- "Erulainnnn...!" diye koşarak yanına geldi Alduéren. Erulain sızlayan kolunu tutarak,

- "Merak etme..iyiyim..birkaç sıyrık dışında " dedi.

Ayağa kalkmış tam bir adım atacakken dev kuş can havliyle gagasını kaldırdı. Erulain arkası dönük vaziyette Alduéren'e doğru ilerlerken Alduéren

- " Kaaaaçççççç" diye haykırdı. Erulain kendini yana doğru savurdu. Alduéren sıçrayarak elindeki kılıcı gayretli bir hamle ile dev kuşun kafasına sapladı. Kuşun cansız bedeni siyah kanlar içinde öyle uzanırken dili dışarıya sarkmış, gözlerinden mavi sıvılar akıyordu. Alduéren koşarak Erulain'e sarıldı. Erulain

-"Sana bir kez daha hayat borçluyum ve artık nasıl ödeyeceğimi de bilmiyorum" dedi.

Alnından sızan kanları silerken Alduéren

-"Bırak bazı şeyleri zaman cevaplasın. Öyle değil mi." Erulain'in koluna girdi Alduéren ve az önce kamp yaptıkları yere doğru yürümeye başladılar. Jasfid ve Aarab da epey bir uzaklığa sürüklenmişlerdi. Dört arkadaş tekrar biraraya geldiklerinde yüzlerinden yorgunluk fakat bir o kadar da kazandıkları zaferin mutluluğu okunuyordu.

- "Adi kuş, az daha Aarab'ı parçalayacaktı. Hani bunlar sadece gün batımında avlanırdı?" dedi Jasfid.

- "Bunları sen mi söylüyorsun" dedi Alduéren. Birkaç saat kadar önce birbirinizi öldürecek kadar kibirliydiniz hani.

- "O başka bu başka.." dedi Jasfid.

-“Anlaşılan güneyillerinin sadece insanları değil canavarları bile daha da canavarlaşmışlar” dedi Erulain. Sonra Alduéren’e döndü.

-“Sen..sen sanki bizden biri gibiydin” dedi Erulain.

-“Zaman buna da cevap verecektir” dedi Alduéren.



Gri bulutlar ardında güneş alçalırken, Erulain ve Alduéren yağmurdan sığındıkları kovuktan Aarab'la Jasfid birbirlerinin yaralarını temizleyip sararkenki didişmelerini izliyor arada sırada birbirlerine bakıp gülümsüyorlardı. Geceyi izleyen sabah onlara kimbilir hangi yeni diyarların kapılarını aralayacaktı.



"

 
Oturum Aç
Takma isim

Parola

Henüz bir hesabınız yok mu? Yeni bir tane yaratabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yöneticisi, yorum yönetimi ve kendi adınızla yazı girişi gibi imkanlardan faydalanabileceksiniz.

İlgili Linkler
· Hikayeler Hakkında
· Yayınlayan Editör: ringmaster
· Ana Sayfa


Hikayeler Hakkında en çok okunan :
Gölgelerin İçinden


Yazıcı Dostu Sayfa  Bu Yazıyı bir Arkadaşınıza Gönderin

"Hikayeler: Alduéren" | Oturum Aç/Yeni Hesap Yarat | 16 yorum
Puan
Yorumlar gönderene aittir. İçeriğinden hiçbir şekilde site ve site yönetimi sorumlu tutulamaz.
Re: Alduéren (Puan: 1)
Gönderen bucukluk Tarih: Ağustos 05, 2003 - 14:53:46
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
- “Alduéren başardı kralımız, bunu gördüm rüyamda. Işığın gücünün kaynağının elindeki camda değil yüreğinin ta derinliklerinde olduğunu anladı. Artık bundan sonra yavaş yavaş yaklaşacak gerçeklere ve kendi öz ruhu ile tanışacak. Kim olduğuna adım adım yaklaşıyor artık. O, ana yurdunda. Çok az kaldı. Etrafı tehlikelerlerle dolu olsa da kendi öz ruhuna eriştikten sonra onu kimse durduramayacak.”

Olayları nasıl kızıştıracağını ve merak olgusunu doruğa taşıma olayını süper hallediyorsun.İlk yorumu ben atayım bari dedim.Senin hikayene ilk yorumu atmak nam oluyor.Zaten başka hikayelerede yorum atmıyorum.Hikayeleri eleştirdiğimde en çok senin karşı fikirlerinle öne çıkmana şaşırmıştım ama şimdi anlıyorum ki yazdığı hikayeye en sadık davranan sensin.Bir ara küser gibi olmuştun ve benim yüzümden diye kızmıştım kendime.Senin hikayenin devam etmesini bende destekliyorum ve sadece üzerine konuşacaksam ne olduğunu bileyim diye başladığım hikayeni okuyorum.Bunu bil.(ama bazı eleştirel görüşlerim hala aynı)

Saygılar



[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

  • Re: Alduéren Gönderen Aldueren Tarih: Ağustos 05, 2003 - 15:53:57
Re: Alduéren (Puan: 1)
Gönderen Gondorian_Flame Tarih: Ağustos 05, 2003 - 16:37:02
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Aldueren'in yıldız ışığını kaybetmediği aslında kendi gücünün farkına vardığını doğru tahmin etmişim demek:)) buçukluğun da dediği gibi bu işi gerçekten iyi biliyorsun ve heyecanı canlı tutmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyorsun, ve tebrikler başarıyorsun da; bir an bile sıkılmadan okunuyor. Bu arada Alduren Erulain'i durgunluğunun sebebini öğrenmek için neden bu kadar sıkıştırıyor acaba:)))Sanırım duymak istediği seyi tahmin edebiliyorum:)))


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

  • Re: Alduéren Gönderen Aldueren Tarih: Ağustos 05, 2003 - 17:44:23
    • Re: Alduéren Gönderen Gondorian_Flame Tarih: Ağustos 06, 2003 - 15:15:25
      • Re: Alduéren Gönderen Aldueren Tarih: Ağustos 06, 2003 - 18:10:04
Re: Alduéren (Puan: 1)
Gönderen Taniquetil (taniquetil@mynet.com) Tarih: Ağustos 06, 2003 - 22:53:00
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
kesinliklle başarılı bir seri olarak tam gaz ilerliyorsun sevgili aldueren, akıcı ve renkli üslubun okurken insana zevk veriyor gerçekten. tasvirlerin ve benzetmelerin çok başarılı, okurken karakterler sanki önümde canlanıyor. ilerde bunlar mutlaka bir kitap olarak yayınlanmalı, daha şimdiden bir okuyucu kitlen var zaten. ben de bir ara taniquetilin içinde olduğu bir şeyler yazmayı denemiştim ama başaramamıştım ne yazık ki... keşke senin kadar geniş bir hayal gücüm olsaydı diyorum
belki daha sonra....
önümde örnek var zaten


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

  • Re: Alduéren Gönderen Aldueren Tarih: Ağustos 08, 2003 - 14:09:56
Re: Alduéren (Puan: 1)
Gönderen elghorn Tarih: Ağustos 10, 2003 - 21:51:15
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
yazını daha önce takip etmeye başlamadığım için çok üzüldüm okuyunca. genelde iyi şeyler söylemeye çalışırken saçmalarım. bu nedenle izninle kısa geçiyorum çok güzel olmuş.


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

  • Re: Alduéren Gönderen Aldueren Tarih: Ağustos 11, 2003 - 13:23:08
Re: Alduéren (Puan: 1)
Gönderen enantoiel Tarih: Ağustos 19, 2003 - 13:22:40
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
merhaba Alduéren;
işte bu bölümü sevdim ;)Erulain'e gururlu elf pozları yakışıyor Demak Aldueren'in simliyıldız'a ihtiyacı yokmuş ,yazık çünkü böyle nesneleri severdim oysa ki Neyse sorun değil
bu bölümde tek karışıklığa sebep olan şey şu;genel anlamda her konuşma çizgisi bir başka karakterin konuştuklarını aktarmada kullanılır ya...aynı karakterin konuşması için arka arkaya konuşma çizgisi açılan yerlerde kimin konuştuğunu anlamak biraz zor oluyor Bulabilirsem bi örnek vereyim:

-“ Tamam buraya kadar” dedi Erulain.
- “Daha fazla zorlayıp gücümüzü daha ilk günden tüketmeyelim”
bu iki sözü de Erulain söylüyor galiba

-“ Tamam buraya kadar” dedi Erulain. “Daha fazla zorlayıp gücümüzü daha ilk günden tüketmeyelim”

şeklinde olunca daha anlaşılır olabilirdi diye düşünüyorum
sadece küçücük bi ayrıntı işte :) eksiklikleri filan da yazın demişsin de ondan yani ;)


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

  • Re: Alduéren Gönderen Aldueren Tarih: Ağustos 19, 2003 - 22:03:06
Re: Alduéren (Puan: 1)
Gönderen axana (alcarinque@mynet.com) Tarih: Ağustos 21, 2003 - 00:07:28
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Çok sevgili Aldueren,
Yazilarinin devam ettigini görmenin bizi ne kadar da çok sevindirdigini bilemezsin. Taniquetilin anlattigi, söyledigi, hissettigi ve hakkinda düsündügü seylere tüm kalbimle katiliyorum. Böyle yetenekli bir yazari aramizda görmek, 16. bölümünde de onun anasayfanin bastaci oldugunu görmek, yorumlarinin çogu kendine ait olsa da kendi hayran kitleni bile olusturdugunu ve hala nefesler tutularak okundugunu görmek dehset bisey açikçasi. bunu nasil basardigini bana da ögretmelisin. nasil yazabiliyorsun bütün bunlari? Benim gibi bir ACEMIye senin gibi degerli ve tecrübeli ablamizin yol gösterecegini umuyorum. gerçekten böyle bir seri yazmam imkansiz. Aslinda taniquetil de umuyor degil mi taniquetilcim? lütfen bizi yazilarin hakkinda bilgilendir ve bu yazilara devam et. anasayfa sensiz bir hiç. 20. bölümünde bulusmak üzere hosçakal. bana cevap yazacagindan adim gibi eminim. seni seviyoruz.


[ Anonim kullanıcı iseniz, lütfen kayıt olun ]

  • Re: Alduéren Gönderen Aldueren Tarih: Ağustos 21, 2003 - 15:07:22
    • Re: Alduéren Gönderen axana Tarih: Ağustos 21, 2003 - 18:08:31
      • Re: Alduéren Gönderen Aldueren Tarih: Ağustos 22, 2003 - 00:44:30
Bu site filmin, kitapların, veya yazarın resmi sitesi değildir.Tamamen Türk yüzük dostları tarafından hazırlanan konu odaklı bilgi, haber, düşünce ve materyal paylaşımını amaçlayan bir fan sitesidir.
Sayfada yer alanlar ancak izin alınarak ve kaynak gösterilerek kullanılabilir.
Lord of The Rings - Turkish Fan Site
yuzuklerinefendisi.com / 2001 - 2012